HAZRETİ
MUHAMMED
(sav)
HARUN YAHYA
Bu kitapta kullanılan ayetler, Ali Bulaç'ın hazırladığı
"Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı" isimli mealden alınmıştır.
3. Baskı:Nisan 2004
4. Baskı:Ekim 2004
5.
Baskı: Ekim 2005
6. Baskı:Nisan 2006
7. Baskı:Haziran 2006
8. Baskı: Ekim 2006
ARAŞTIRMA
YAYINCILIK
Talatpaşa Mah. Emirgazi Caddesi
İbrahim Elmas İşmerkezi
A. Blok Kat 4 Okmeydanı - İstanbul
Tel: (0 212) 222 00 88
Baskı: Entegre Matbaacılık
Sanayi Cad. No: 17 Yenibosna-İstanbul
Tel: (0 212) 451 70 70
www.harunyahya.org - www.harunyahya.net
İÇİNDEKİLER
Giriş
Peygamberimizin Güzel Ahlakı
Peygamberimizin Tebliği
Peygamberimizin Şemail-i Şerifi
Peygamberimizin Güzel Hayatı
Peygamberimizin Geleceğe Dair Verdiği Haberler
Sonuç
Evrim Yanılgısı
Okuyucuya
• Bu kitapta ve diğer
çalışmalarımızda evrim teorisinin çöküşüne özel bir yer ayrılmasının nedeni, bu
teorinin her türlü din aleyhtarı felsefenin temelini oluşturmasıdır. Yaratılışı
ve dolayısıyla Allah'ın varlığını inkar eden Darwinizm, 140 yıldır pek çok
insanın imanını kaybetmesine ya da kuşkuya düşmesine neden olmuştur.
Dolayısıyla bu teorinin bir aldatmaca olduğunu gözler önüne sermek çok önemli
bir imani görevdir. Bu önemli hizmetin tüm insanlarımıza ulaştırılabilmesi ise
zorunludur. Kimi okuyucularımız belki tek bir kitabımızı okuma imkanı
bulabilir. Bu nedenle her kitabımızda bu konuya özet de olsa bir bölüm
ayrılması uygun görülmüştür.
• Belirtilmesi gereken bir diğer husus, bu kitapların içeriği ile
ilgilidir. Yazarın tüm kitaplarında imani konular, Kuran ayetleri doğrultusunda
anlatılmakta, insanlar Allah'ın ayetlerini öğrenmeye ve yaşamaya davet
edilmektedirler. Allah'ın ayetleri ile ilgili tüm konular, okuyanın aklında
hiçbir şüphe veya soru işareti bırakmayacak şekilde açıklanmaktadır.
• Bu anlatım sırasında kullanılan samimi, sade ve akıcı üslup ise
kitapların yediden yetmişe herkes tarafından rahatça anlaşılmasını
sağlamaktadır. Bu etkili ve yalın anlatım sayesinde, kitaplar "bir solukta
okunan kitaplar" deyimine tam olarak uymaktadır. Dini reddetme konusunda
kesin bir tavır sergileyen insanlar dahi, bu kitaplarda anlatılan gerçeklerden
etkilenmekte ve anlatılanların doğruluğunu inkar edememektedirler.
• Bu kitap ve yazarın diğer eserleri, okuyucular tarafından bizzat
okunabileceği gibi, karşılıklı bir sohbet ortamı şeklinde de okunabilir. Bu
kitaplardan istifade etmek isteyen bir grup okuyucunun kitapları birarada
okumaları, konuyla ilgili kendi tefekkür ve tecrübelerini de birbirlerine
aktarmaları açısından yararlı olacaktır.
• Bunun yanında, sadece Allah rızası için yazılmış olan bu kitapların
tanınmasına ve okunmasına katkıda bulunmak da büyük bir hizmet olacaktır. Çünkü
yazarın tüm kitaplarında ispat ve ikna edici yön son derece güçlüdür. Bu
sebeple dini anlatmak isteyenler için en etkili yöntem, bu kitapların diğer
insanlar tarafından da okunmasının teşvik edilmesidir.
• Kitapların arkasına yazarın diğer eserlerinin tanıtımlarının
eklenmesinin ise önemli sebepleri vardır. Bu sayede kitabı eline alan kişi,
yukarıda söz ettiğimiz özellikleri taşıyan ve okumaktan hoşlandığını umduğumuz
bu kitapla aynı vasıflara sahip daha birçok eser olduğunu görecektir. İmani ve
siyasi konularda yararlanabileceği zengin bir kaynak birikiminin bulunduğuna
şahit olacaktır.
• Bu eserlerde, diğer bazı eserlerde görülen, yazarın şahsi kanaatlerine,
şüpheli kaynaklara dayalı izahlara, mukaddesata karşı gereken adaba ve saygıya
dikkat edilmeyen üsluplara, burkuntu veren ümitsiz, şüpheci ve ye'se sürükleyen
anlatımlara rastlayamazsınız.
Yazar Hakkında
Harun Yahya müstear ismini kullanan yazar Adnan Oktar, 1956 yılında
Ankara'da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara'da tamamladı. Daha sonra
İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde ve İstanbul
Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde öğrenim gördü. 1980'li yıllardan bu yana,
imani, bilimsel ve siyasi konularda pek çok eser hazırladı. Bunların yanı sıra,
yazarın evrimcilerin sahtekarlıklarını, iddialarının geçersizliğini ve
Darwinizm'in kanlı ideolojilerle olan karanlık bağlantılarını ortaya koyan çok
önemli eserleri bulunmaktadır.
Harun Yahya'nın eserleri yaklaşık 30.000 resmin yer aldığı toplam 45.000
sayfalık bir külliyattır ve bu külliyat 57 farklı dile çevrilmiştir.
Yazarın müstear ismi, inkarcı düşünceye karşı mücadele eden iki
peygamberin hatıralarına hürmeten, isimlerini yad etmek için Harun ve Yahya
isimlerinden oluşturulmuştur. Yazar tarafından kitapların kapağında
Resulullah'ın mührünün kullanılmış olmasının sembolik anlamı ise, kitapların
içeriği ile ilgilidir. Bu mühür, Kuran-ı Kerim'in Allah'ın son kitabı ve son
sözü, Peygamberimiz (sav)'in de hatem-ül enbiya olmasını remzetmektedir. Yazar
da, yayınladığı tüm çalışmalarında, Kuran'ı ve Resulullah'ın sünnetini kendine
rehber edinmiştir. Bu suretle, inkarcı düşünce sistemlerinin tüm temel
iddialarını tek tek çürütmeyi ve dine karşı yöneltilen itirazları tam olarak susturacak
"son söz"ü söylemeyi hedeflemektedir. Çok büyük bir hikmet ve kemal
sahibi olan Resulullah'ın mührü, bu son sözü söyleme niyetinin bir duası olarak
kullanılmıştır.
Yazarın tüm çalışmalarındaki ortak hedef, Kuran'ın tebliğini dünyaya
ulaştırmak, böylelikle insanları Allah'ın varlığı, birliği ve ahiret gibi temel
imani konular üzerinde düşünmeye sevk etmek ve inkarcı sistemlerin çürük
temellerini ve sapkın uygulamalarını gözler önüne sermektir.
Nitekim Harun Yahya'nın eserleri Hindistan'dan Amerika'ya, İngiltere'den
Endonezya'ya, Polonya'dan Bosna Hersek'e, İspanya'dan Brezilya'ya, Malezya'dan
İtalya'ya, Fransa'dan Bulgaristan'a ve Rusya'ya kadar dünyanın daha pek çok
ülkesinde beğeniyle okunmaktadır. İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca,
İspanyolca, Portekizce, Urduca, Arapça, Arnavutça, Rusça, Boşnakça, Uygurca,
Endonezyaca, Malayca, Bengoli, Sırpça, Bulgarca, Çince, Kishwahili (Tanzanya'da
kullanılıyor), Hausa (Afrika'da yaygın olarak kullanılıyor), Dhivelhi (Mauritus'ta
kullanılıyor), Danimarkaca ve İsveçce gibi pek çok dile çevrilen eserler, yurt
dışında geniş bir okuyucu kitlesi tarafından takip edilmektedir.
Dünyanın dört bir yanında olağanüstü takdir toplayan bu eserler pek çok
insanın iman etmesine, pek çoğunun da imanında derinleşmesine vesile
olmaktadır. Kitapları okuyan, inceleyen her kişi, bu eserlerdeki hikmetli,
özlü, kolay anlaşılır ve samimi üslubun, akılcı ve ilmi yaklaşımın farkına
varmaktadır. Bu eserler süratli etki etme, kesin netice verme, itiraz
edilemezlik, çürütülemezlik özellikleri taşımaktadır. Bu eserleri okuyan ve
üzerinde ciddi biçimde düşünen insanların, artık materyalist felsefeyi, ateizmi
ve diğer sapkın görüş ve felsefelerin hiçbirini samimi olarak savunabilmeleri
mümkün değildir. Bundan sonra savunsalar da ancak duygusal bir inatla
savunacaklardır, çünkü fikri dayanakları çürütülmüştür. Çağımızdaki tüm inkarcı
akımlar, Harun Yahya külliyatı karşısında fikren mağlup olmuşlardır.
Kuşkusuz bu özellikler, Kuran'ın hikmet ve anlatım çarpıcılığından
kaynaklanmaktadır. Yazarın kendisi bu eserlerden dolayı bir övünme içinde
değildir, yalnızca Allah'ın hidayetine vesile olmaya niyet etmiştir. Ayrıca bu
eserlerin basımında ve yayınlanmasında herhangi bir maddi kazanç
hedeflenmemektedir.
Bu gerçekler göz önünde bulundurulduğunda, insanların görmediklerini
görmelerini sağlayan, hidayetlerine vesile olan bu eserlerin okunmasını teşvik
etmenin de, çok önemli bir hizmet olduğu ortaya çıkmaktadır.
Bu değerli eserleri tanıtmak yerine, insanların zihinlerini bulandıran,
fikri karmaşa meydana getiren, kuşku ve tereddütleri dağıtmada, imanı
kurtarmada güçlü ve keskin bir etkisi olmadığı genel tecrübe ile sabit olan
kitapları yaymak ise, emek ve zaman kaybına neden olacaktır. İmanı kurtarma
amacından ziyade, yazarının edebi gücünü vurgulamaya yönelik eserlerde bu
etkinin elde edilemeyeceği açıktır. Bu konuda kuşkusu olanlar varsa, Harun
Yahya'nın eserlerinin tek amacının dinsizliği çürütmek ve Kuran ahlakını yaymak
olduğunu, bu hizmetteki etki, başarı ve samimiyetin açıkça görüldüğünü
okuyucuların genel kanaatinden anlayabilirler.
Bilinmelidir ki, dünya üzerindeki zulüm ve karmaşaların, Müslümanların
çektikleri eziyetlerin temel sebebi dinsizliğin fikri hakimiyetidir. Bunlardan
kurtulmanın yolu ise, dinsizliğin fikren mağlup edilmesi, iman hakikatlerinin
ortaya konması ve Kuran ahlakının, insanların kavrayıp yaşayabilecekleri
şekilde anlatılmasıdır. Dünyanın günden güne daha fazla içine çekilmek
istendiği zulüm, fesat ve kargaşa ortamı dikkate alındığında bu hizmetin elden
geldiğince hızlı ve etkili bir biçimde yapılması gerektiği açıktır. Aksi halde
çok geç kalınabilir.
Bu önemli hizmette öncü rolü üstlenmiş olan Harun Yahya külliyatı,
Allah'ın izniyle, 21. yüzyılda dünya insanlarını Kuran'da tarif edilen huzur ve
barışa, doğruluk ve adalete, güzellik ve mutluluğa taşımaya bir vesile
olacaktır.
GİRİŞ
Peygamber Efendimiz, Allah'ın "… ancak o, Allah'ın
Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur." (Ahzab Suresi, 40) ayetiyle
bildirdiği gibi insanlar için son peygamber olarak gönderilen, Allah'ın en son
hak kitabını vahyettiği, güzel ahlakı, takvası, Allah'a olan yakınlığı ile
insanlara örnek kıldığı, Allah'ın dostu, Rabbimiz'in Katında üstünlüğü olan,
müminlerin de dostu, en yakını ve velisidir.
Allah, "Gerçek şu ki, Biz senin üzerine 'oldukça
ağır' bir söz (vahy) bırakacağız" (Müzzemmil Suresi, 5) ayetiyle de
bildirdiği gibi son peygamber olan Hz. Muhammed (sav)'e önemli bir sorumluluk
vermiştir. Peygamberimiz (sav) ise, Allah'a olan güçlü imanı ile, Allah'ın
kendisine verdiği sorumluluğu en güzeliyle yerine getirmiş, insanları Allah'ın
yoluna, hidayete davet etmiş ve tüm inananların yol göstericisi ve
aydınlatıcısı olmuştur.
Peygamberimiz (sav)'i görmemiş olsak bile, Kuran ayetlerinden
ve hadis-i şeriflerden, güzel tavırlarını, konuşmalarını, gösterdiği güzel
ahlakı tanıyabilir, ona benzemek, ahirette onunla yakın bir dost olabilmek için
elimizden gelen çabayı en fazlasıyla gösterebiliriz. Günümüzde insanlar,
özellikle de gençler birçok insanı kendilerine örnek almakta, onların tavır ve
konuşmalarına, üsluplarına, giyim tarzlarına özenmekte, onlar gibi olmaya
çalışmaktadırlar. Ancak bu insanların büyük bir çoğunluğu doğru yolda olmadığı
gibi, tavır ve ahlak güzelliğine de sahip değildirler. Bu nedenle insanları
doğru olana, en güzel ahlak ve tavıra özendirmek önemli bir sorumluluktur. Bir
Müslümanın, tavrına ve ahlakına özenmesi, benzemek için çaba göstermesi gereken
kişi, Hz. Muhammed (sav)'dir. Allah bu gerçeği bir ayetinde şöyle
bildirmektedir:
Andolsun, sizin için,
Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın
Resûlü'nde güzel bir örnek vardır. (Ahzab Suresi, 21)
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) gibi diğer peygamberler de,
Allah'ın müminler için örnek kıldığı, Allah'ın razı olduğu kişilerdir. Allah,
Yusuf Suresi'nde şöyle bildirmektedir:
Andolsun, onların
kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır. (Bu Kur'an) düzüp
uydurulacak bir söz değildir, ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı,
herşeyin 'çeşitli biçimlerde açıklaması' ve iman edecek bir topluluk için bir
hidayet ve rahmettir. (Yusuf Suresi, 111)
Bu kitabın hazırlanış amacı da Peygamberimiz (sav)'i birçok
yönüyle tanıtmak, onun ahlakını örnek alan insanlardan oluşan bir topluluğun ne
kadar üstün özelliklere ve güzelliklere sahip olacağını göstererek, insanları
Peygamberimiz (sav)'in ahlakına özendirmektir. Peygamberimiz (sav)'in "Size
iki şey bırakıyorum. Bunlara uyduğunuz müddetçe asla sapıtmayacaksınız:
Allah'ın Kitabı ve Resulü'nün sünneti"1 hadis-i
şeriflerinde de bildirdiği gibi, Müslümanların en önemli iki yol göstericisi
Kuran ve Peygamber Efendimizin sünnetidir. Peygamber Efendimiz hem güzel ahlakı
ile insanlara örnek olmuş, hem de insanları güzel ahlaklı olmaya çağırmıştır. "Müminin
mizanında en ağır basacak şey güzel ahlaktır. Muhakkak ki, Allah Teala işi ve
sözü çirkin olan ve hayasızca konuşan kimseye buğz eder"2
buyuran Peygamberimiz (sav), bir sözünde de "Ruhumu kudret altında
tutan Allah'a yemin ederim ki cennete sadece güzel ahlak sahipleri girer"3
demiştir.
Peygamberimiz (sav)'in izinden giden Müslümanların da, hem
tüm insanlığa güzel ahlakları ve iyi huyları ile örnek olmaları, hem de sözlü
ve yazılı olarak onları güzel ahlaka davet etmeleri gerekir.
KURAN’DA PEYGAMBER EFENDİMİZİN
GÜZEL AHLAKI
Peygamberimiz (sav)'in çok güzel bir ahlaka sahip olduğunu
Allah Kuran'da bildirmiş ve şöyle buyurmuştur:
Nun. Kaleme ve satır
satır yazdıklarına andolsun. Sen, Rabbinin nimetiyle bir mecnun değilsin.
Gerçekten senin için kesintisi olmayan bir ecir vardır. Ve şüphesiz sen, pek
büyük bir ahlak üzerindesin. Artık yakında göreceksin ve onlar da görecekler.
Sizden, hanginizin 'fitneye tutulup-çıldırdığını'. Elbette senin Rabbin, kimin
Kendi yolundan şaşırıp-saptığını daha iyi bilendir; ve kimin hidayete erdiğini
de daha iyi bilendir. (Kalem Suresi, 1-7)
Allah bu ayette ayrıca Peygamberimiz (sav) için kesintisi
olmayan bir ecir olduğunu bildirmiştir. Bu, Hz. Muhammed (sav)'in daima güzel
ahlak gösterdiğini, takvadan hiçbir zaman ayrılmadığını gösteren bir bilgidir.
Peygamberimiz (sav)'in de "İmanın kemali, güzel
ahlakladır"4 sözleriyle belirttiği gibi, imanın en önemli
alametlerinden biri güzel ahlaktır. Bu nedenle güzel ahlakın en güzel
örneklerini öğrenmek ve uygulamak önemli bir ibadettir.
Bu bölümde, Peygamber Efendimizin Kuran'da zikredilen güzel
ahlak özelliklerinden bazılarına yer verilecektir.
Peygamberimiz
(sav) sadece kendisine
vahyolunana
uymuştur
Peygamberimiz (sav)'in Kuran'da da çok kereler zikredilen en
önemli özelliklerinden biri, sadece Allah'ın indirdiğine uyması, insanların
rızasını gözetmeden, insanlardan çekinmeden sadece Allah'ın bildirdiklerini
yapmasıdır. Hatta, çağdaşı olan müşrikler ve diğer dinlerin mensupları
Peygamberimiz (sav)'den kendi çıkarlarına uygun hükümler getirmesini
istemişlerdir. Bu kişiler sayıca ve kuvvetçe daha üstün konumda olmalarına
rağmen, Peygamberimiz (sav) Kuran'ı ve Allah'ın hükümlerini daima büyük bir
titizlik ve kararlılıkla korumuştur. Bir ayette Allah, Peygamberimiz (sav)'in
bu insanların ısrarlarına nasıl karşılık verdiğini bizlere şöyle haber
vermektedir:
Onlara ayetlerimiz
apaçık belgeler olarak okunduğunda, Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, derler ki:
"Bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir." De ki: "Benim
onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem benim için olacak şey
değildir. Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edersem,
gerçekten ben, büyük günün azabından korkarım." De ki: "Eğer Allah
dileseydi, onu size okumazdım ve onu size bildirmezdi. Ben ondan önce sizin
içinizde bir ömür sürdüm. Siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz?" (Yunus
Suresi, 15-16)
Allah, kavminin bu tavırlarına karşılık Peygamberimiz (sav)'i
birçok ayetiyle uyarmıştır. Örneğin Maide Suresi'nde şöyle buyrulur:
Sana da (Ey Muhammed,)
önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı ve ona 'bir şahid-gözetleyici' olarak Kitab'ı
(Kur'an'ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana
gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Sizden her biriniz
için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle sizi
denemesi içindir. Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. Hakkında
anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir. Aralarında Allah'ın
indirdiğiyle hükmet ve onların hevalarına uyma. Allah'ın sana indirdiklerinin
bir kısmından seni şaşırtmamaları için diye onlardan sakın. Şayet yüz
çevirirlerse, bil ki, Allah bir kısım günahları nedeniyle onlara bir musibeti tattırmak
istemektedir. Şüphesiz, insanların çoğu fasıklardır. (Maide Suresi, 48-49)
Peygamberimiz (sav) de Allah'ın kendisine indirdiğinden
başkasına uymayacağını büyük bir kararlılıkla kavmine tekrarlamıştır.
Peygamberimiz (sav)'in bu üstün ahlakını haber veren bir ayet şöyledir:
De ki: "Size
Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum ve ben size bir
meleğim de demiyorum. Ben, bana vahyedilenden başkasına uymam." De ki:
"Kör olanla, gören bir olur mu? Yine de düşünmeyecek misiniz?" (Enam
Suresi, 50)
Peygamberimiz (sav)'in, Allah yolunda kararlı ve sebatlı
olması ile hak din, en güzel ve en doğru şekliyle insanlara bildirilmiştir.
İnsanların büyük bir bölümü ile kıyas yapmak Peygamberimiz (sav)'in bu
üstünlüğünün daha da iyi anlaşılmasına vesile olacaktır. Günümüzde de geçmişte
de insanların büyük bir bölümü zaaflara, hırslara, tutku dolu isteklere
sahiptirler. Büyük bir çoğunluğu ise dini kabul etmelerine rağmen bu
zayıflıklarına yenilirler. Zaaf ve tutkularını terk etmek yerine dinin hükümlerinden
tavizler verirler. Örneğin dostlarının, eşlerinin, akrabalarının ne
diyeceğinden çekinerek dinin bazı hükümlerini yerine getirmezler. Veya dine
uymayan bazı alışkanlıklarını terk edemezler. Bu nedenle, dini kendi
çıkarlarına göre yorumlar, kendilerine uyan hükümlerini kabul eder, diğerlerini
görmezden gelirler.
Peygamberimiz (sav) ise, bu tür insanların isteklerine hiçbir
zaman taviz vermemiş, Allah'ın indirdiğini hiçbir değişikliğe uğratmadan, hiç
kimsenin çıkarını hesap etmeden, sadece Allah'tan korkup sakınarak Kuran'ı
insanlara tebliğ etmiştir. Allah, Peygamber Efendimizin bu takva özelliğini
Kuran'da şöyle bildirmektedir:
Battığı zaman yıldıza
andolsun; Sahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı. O, hevadan
(kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz. O (söyledikleri), yalnızca
vahyolunmakta olan bir vahiydir. Ona (bu Kuran'ı) üstün (oldukça çetin) bir güç
sahibi (Cebrail) öğretmiştir. (Necm Suresi, 1-5)
Ve
bilin ki Allah'ın Resûlü içinizdedir. Eğer o, size birçok işlerde uysaydı,
elbette sıkıntıya düşerdiniz. Ancak Allah size imanı sevdirdi, onu
kalplerinizde süsleyip-çekici kıldı ve size inkarı, fıskı ve isyanı çirkin
gösterdi. İşte onlar, doğru yolu bulmuş (irşad) olanlardır. (Hucurat Suresi, 7)
Peygamberimiz
(sav)'in tüm alemlere
örnek olan tevekkülü
Kuran'da Peygamberimiz (sav)'le ilgili olarak anlatılan
olaylarda onun tevekkülü ve Allah'a teslimiyeti açıkça görülmektedir. Örneğin
Peygamberimiz (sav)'in, Mekke'den çıktıktan sonra arkadaşı ile birlikte
gizlendiği bir mağaradaki sözleri tevekkülünün en güzel örneklerinden biridir.
Ayette şöyle bildirilmektedir:
Siz O'na (peygambere)
yardım etmezseniz, Allah O'na yardım etmiştir. Hani kafirler ikiden biri olarak
O'nu (Mekke'den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle
diyordu: "Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece
Allah O'na 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti, O'nu sizin görmediğiniz
ordularla desteklemiş, inkar edenlerin de kelimesini (inkar çağrılarını) alçaltmıştı.
Oysa Allah'ın kelimesi, Yüce olandır. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet
sahibidir. (Tevbe Suresi, 40)
Peygamberimiz (sav) hangi koşullarda olursa olsun, daima
Allah'a teslim olmuş, O'nun yarattığı herşeyde bir hayır ve güzellik olduğunu
bilmiştir. Kuran'da Peygamberimiz (sav)'e, kavmine söylemesi bildirilen şu
sözler de bu tevekkülün bir göstergesidir:
Sana iyilik dokunursa,
bu onları fenalaştırır, bir musibet isabet edince ise: "Biz önceden
tedbirimizi almıştık" derler ve sevinç içinde dönüp giderler. De ki:
"Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet
etmez. O bizim Mevlamızdır. Ve müminler yalnızca Allah'a tevekkül
etmelidirler." (Tevbe Suresi, 50-51)
Peygamberimiz (sav), tevekkülü ile tüm Müslümanlara örnek
olmuş ve insanın Allah'tan gelecek bir şeyi değiştirmeye asla güç
yetiremeyeceğini şöyle hatırlatmıştır:
"Bir nefse takdir
edilmiş şey mutlaka olur."5
"... Bir şey
isteyince Allah'tan iste. Yardım talep edeceksen Allah'tan yardım dile. Zira
kullar, Allah'ın yazmadığı bir hususta sana faydalı olmak için biraraya
gelseler, bu faydayı yapmaya muktedir olamazlar. Allah'ın yazmadığı bir zararı
sana vermek için biraraya gelseler, buna da muktedir olamazlar."6
Peygamberimiz (sav)'in sünnetine uyan her müminin de, musibet
gibi görünen olayları onun gibi tevekküllü karşılaması, herşeyde bir hayır ve
güzellik olduğuna iman etmesi gerekir. Şunu da unutmamak gerekir ki, Allah'ın
en takva kullarından biri olan Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav), çok büyük
zorluklarla ve şedid olaylarla denenmiştir.
Herşeyden önce tebliğ yaptığı kavimde her türlü zorluğu
çıkarmaya hazır olan insanlar bulunmaktadır: İki yüzlü davranarak Peygamberimiz
(sav)'e tuzak kurmaya çalışanlar, atalarının dinini değiştirmeyi kabul etmeyen
müşrikler, peygamberden nefislerine uygun ayet getirmesini isteyenler,
Peygamberimiz (sav)'i öldürmek, sürmek veya tutuklamak isteyenler ve daha
birçokları sürekli olarak Peygamberimiz (sav)'e zorluk çıkarmaya
çalışmışlardır.
Peygamberimiz (sav) inkarcıların bu tavırlarına daima
sabretmiş, büyük bir kararlılıkla Allah'ın dinini tebliğ etmiş ve Müslümanları
tehlikelerden koruyarak onları Kuran ile eğitmiştir. Onun bu azminin,
başarısının ve cesaretinin temelinde Allah'a olan güçlü imanı, tevekkülü ve
teslimiyeti yatmaktadır. Peygamberimiz (sav), mağarada olduğu gibi her durumda
Allah'ın kendisi ile birlikte olduğunu bilmiş, her olayı Allah'ın yarattığına
ve Rabbimiz'in herşeyi en güzel ve en hayırlı şekli ile sonuçlandıracağına iman
etmiştir. Peygamberimiz (sav)'in şu hadis-i şerifi onun herşeyde hayır gören
tevekkülüne bir örnektir:
"Mümin kişinin
durumu ne kadar şaşırtıcıdır. Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum,
sadece mümine hastır, başkasına değil: Ona memnun olacağı bir şey gelse
şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar gelse sabreder, bu da hayırdır."7
Peygamber Efendimiz bu inancı ile olaylar karşısında elinden
gelen tüm çabayı göstermiş ancak sonucun Allah'a ait olduğunu her zaman
bilerek, O'na dayanıp güvenmiştir. Allah, onun bu güzel tevekkülü karşısında onu
daima güçlü ve başarılı kılmıştır.
Allah, zorluk çıkaranlara karşı Peygamberimiz (sav)'e
tevekkül etmesini bildirmiştir ve Peygamberimiz (sav) de hayatı boyunca
Rabbimiz'in bu emrine uygun olarak davranmıştır. Ayette şöyle buyrulur:
"Tamam-kabul" derler. Ama yanından çıktıkları zaman, onlardan
bir grup, karanlıklarda senin söylediğinin tersini kurarlar. Allah,
karanlıklarda kurduklarını yazıyor. Sen de onlardan yüz çevir ve Allah'a
tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter. (Nisa Suresi, 81)
Konu ile ilgili başka bir ayette de şöyle buyrulmaktır.
Eğer seninle
çekişip-tartışırlarsa, de ki: "Ben, bana uyanlarla birlikte, kendimi
Allah'a teslim ettim." Ve kitap verilenlerle ümmilere de ki: "Siz de
teslim oldunuz mu?" Eğer teslim oldularsa, gerçekten hidayete ermişlerdir.
Fakat yüz çevirdilerse, artık sana düşen yalnızca tebliğ(etmek)dir. Allah,
kulları hakkıyla görendir. (Al-i İmran Suresi, 20)
Peygamberimiz (sav) bir sözünde ise tevekkül edenlerin
görecekleri karşılığı şöyle bir örnekle açıklamıştır:
"Siz Allah'a hakkı
ile tevekkül etseniz kuşlar gibi rızıklanırdınız. Onlar aç gider, tok
dönerler."8
Müminler için en güzel örnek
Peygamberimiz (sav)'in sözleri ve tavırlarıdır. Bu nedenle, herhangi bir
zorlukla, nefsinin hoşlanmadığı bir durumla karşılaşan her mümin, Kuran
ayetlerini, herşeyi yaratanın Allah olduğunu düşünerek, Peygamber Efendimizin
tevekkülünü örnek almalı, her olayda Allah'ın yarattığı kadere teslim olduğunu
zikretmelidir.
Peygamberimiz
(sav) insanlardan hiçbir karşılık
beklemeden,
sadece Allah'ın hoşnutluğunu aramıştır
İslam dininin en temel özelliklerinden biri, insanın tüm
yaşamını Allah korkusu üzerine bina etmesi ve tüm ibadetlerini de yalnızca
Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmak için yapmasıdır. Allah bir
ayetinde müminlere "De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim,
hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır" (Enam Suresi, 162)
şeklinde buyurmaktadır.
Kuran'da, "Ancak tevbe edenler, ıslah edenler,
Allah'a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini katıksız olarak Allah için (halis)
kılanlar başka; işte onlar mü'minlerle beraberdirler. Allah mü'minlere büyük
bir ecir verecektir" (Nisa Suresi, 146) ayetiyle de müminlere, dini
sadece Allah için, başka hiçbir amaç katmaksızın yaşamaları emredilmiştir. Bir
kimsenin Allah'a sımsıkı sarılması, Allah'tan başka bir ilah olmadığını
bilerek, hayatını yalnızca O'nu razı etmeye adaması ve her ne olursa olsun
Allah'a olan sadakatinden vazgeçmemesi o kişinin ihlas sahibi olduğunu
gösterir.
İhlas sahibi bir mümin, yaptığı işler ve ibadetlerle Allah'ın
dışında bir başkasının sevgisini, hoşnutluğunu, takdirini, ilgi ve beğenisini
elde etmeye çalışmaz. İhlas sahibi müminlere en güzel örnek Hz. Muhammed (sav)
ve diğer peygamberlerdir.
Peygamber Efendimiz, sadece Allah'ın hoşnutluğunu aramış,
hiçbir çıkar veya dünyevi bir kazanç düşünmeden, hayatı boyunca Allah'ın
rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmak için çaba göstermiştir.
De ki: "Ben, buna
karşı sizden bir ücret istemiyorum ve (kendiliğinden) bir yükümlülük getirenlerden
de değilim." (Sad Suresi, 86)
De ki: "Ben sizden
bir ücret istemişsem, artık o sizin olsun. Benim ecrim (ücretim), yalnızca
Allah'a aittir. O, herşeye şahid olandır." (Sebe Suresi, 47)
Peygamberimiz (sav)'in zorluklar
karşısındaki güzel sabrı
Hz. Muhammed (sav), peygamberliği boyunca daha önce de
belirtildiği gibi, türlü zorluklarla karşılaşmıştır. Kavminden inkar edenler ve
müşrikler ona karşı son derece incitici sözler söylemişler, hatta büyücü veya
delidir demişler, bazıları da Peygamberimiz (sav)'i öldürmek dahi istemiş ve
bunun için planlar kurmuştur. Buna rağmen, Peygamberimiz (sav) her kültürden ve
karakterden insanı eğitmeye, onlara Kuran'ı, dolayısıyla güzel ahlakı, güzel
tavrı öğretmeye çalışmıştır.
Kuran ayetlerinde bildirildiği gibi, bazı kişiler en temel
görgü kurallarından dahi habersiz oldukları için Peygamberimiz (sav) gibi ince
düşünceli, üstün ahlaklı bir insana sıkıntı verebileceklerini düşünmemişlerdir.
Peygamberimiz (sav) ise tüm bunlara karşı büyük bir sabır göstermiş, her durumda
Allah'a yönelerek Allah'ın yardımını istemiş ve müminlere de sabrı ve tevekkülü
tavsiye etmiştir.
Allah, Kuran'da Peygamber Efendimize birçok ayeti ile, inkar
edenlerin söylediklerine karşı sabırlı olmasını şöyle tavsiye etmektedir:
Öyleyse sen, onların
dediklerine karşılık sabret ve Rabbini güneşin doğuşundan önce ve batışından
önce hamd ile tesbih et. (Kaf Suresi, 39)
Onların sözleri seni
üzmesin. Şüphesiz 'izzet ve gücün' tümü Allah'ındır. O, işitendir, bilendir.
(Yunus Suresi, 65)
Andolsun, onların
söylemekte olduklarına karşı senin göğsünün daraldığını biliyoruz. (Hicr
Suresi, 97)
Şimdi onların: "Ona
bir hazine indirilmeli veya onunla birlikte bir melek gelmeli değil
miydi?" demeleri dolayısıyla göğsün daralıp sana vahyolunanlardan bir
kısmını terk mi edeceksin? Sen yalnızca bir uyarıcısın. Allah herşeye vekildir.
(Hud Suresi, 12)
Peygamberimiz (sav)'in nelere sabır göstererek üstün bir
ahlak sergilediğini düşünen müminlerin karşılaştıkları olaylarda kendilerine
onu örnek almaları gerekir. Nefislerine ters düşen en küçük bir olayda
ümitsizliğe kapılanlar, en küçük bir itirazda tahammülsüzlük gösterenler,
Allah'ın dinini anlatmaktan vazgeçenler ya da yaptıkları ticarette başarısız
olunca mutsuz olanlar, bu tavırlarının Allah'ın Kitabı'na ve Peygamberimiz
(sav)'in sünnetine uygun olmadığını bilmelidirler. İman edenler, her olayda
sabır gösterip, Allah'ı vekil tutup O'na hamd ederek, Peygamberimiz (sav) gibi
üstün bir ahlak göstermeli ve Rabbimiz'in rızasını, rahmetini ve cennetini ummalıdırlar.
Peygamberimiz
(sav) yanındakilere
daima
hoşgörülü davranmıştır
Daha önce de belirtildiği gibi Peygamberimiz (sav)'in yanında
her karakterden, her düşünceden insan vardı. Ancak Peygamberimiz (sav) hayatı
boyunca her biri ile tek tek ilgilenmiş, her birinin eksiklerini ve hatalarını
düzeltmek için onları uyarmış, temizliklerinden imanlarına kadar onları her
türlü konuda eğitmeye çalışmıştır. Onun bu şefkatli, hoşgörülü, anlayışlı ve
sabırlı tavrı, birçok insanın kalbinin dine ısınmasına ve Peygamberimiz (sav)'e
büyük bir içtenlik ve sevgi ile bağlanmalarına vesile olmuştur. Allah,
Peygamber Efendimizin çevresindekilere gösterdiği bu güzel tavrını Kuran'da
şöyle bildirmektedir:
Allah'tan bir rahmet
dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar
çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma
dile… (Al-i İmran Suresi, 159)
Allah bir başka ayetinde ise Peygamberimiz (sav)'e
çevresindekilere karşı nasıl davranması gerektiğini şöyle bildirmiştir:
Biz onların neler
söylediklerini daha iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin; şu
halde, Benim kesin tehdidimden korkanlara Kur'an ile öğüt ver. (Kaf Suresi, 45)
Peygamberimiz (sav), çevresindekilere dini zor kullanarak
veya şart koşarak kabul ettirmeye çalışmamış her türlü durumda güzellikle
anlatmıştır.
Peygamberimiz (sav) güçlü vicdanı ile ümmetini her yönüyle
sahiplenmiş, onlara her konuda bir velinimet olmuştur. Bu özelliklerinden
dolayı Peygamberimiz (sav) Kuran'ın birçok ayetinde "sahibiniz"
(arkadaş, sıkı dost, sahip) olarak zikredilir. (Sebe Suresi, 46/Necm Suresi, 2/
Tekvir Suresi, 22)
Peygamberimiz (sav)'in bu vicdanlı tavrını takdir edip
anlayabilen müminler de, onu kendilerine herkesten çok daha yakın görmüşler ve
onu kendi nefislerinden çok daha üstün tutmuşlardır. Bir ayette Allah bunu
şöyle bildirir:
Peygamber, mü'minler
için kendi nefislerinden daha evladır ve onun zevceleri de onların anneleridir…
(Ahzap Suresi, 6)
Büyük İslam alimi İmam Gazali, hadis alimlerinden derlediği
bilgiler ile Peygamber Efendimizin çevresindekilere karşı tutumunu şöyle
özetlemiştir:
"... Huzurunda
oturan herkese mübarek yüzünden nasibini verir, iltifat buyururdu. Bu yüzden
huzurundaki herkes onun nezdinde kendisinden daha değerlisi olmadığı
düşüncesine kapılırdı. Evet onun oturuşu, dinleyişi, sözleri, güzel latifeleri
ve teveccühü hep nezdinde oturanlar içindi. Bununla birlikte onun meclisi haya,
tevazu ve emniyet meclisiydi.
... Kendilerine ikram ve
gönüllerini hoş tutmak için sahabelerini künyeleri ile çağırır, künyesi
olmayanlara künye bularak onunla hitap ederdi.
Öfkelenmekten son derece uzak ve bir şeye çabucak rıza gösterendi.
İnsanlara karşı insanların en şefkatlisiydi. Öyle ya, insanların en hayırlısı
insanlara hayrı dokunan, insanların en yararlısı da insanlara faydalı
olandır."9
Peygamberimiz (sav)'in çevresindekileri dine bağlayan ve
kalplerini imana ısındıran insan sevgisi, ince düşüncesi ve şefkati, tüm
Müslümanların önemle üzerinde durmaları gereken bir ahlak üstünlüğüdür.
Peygamberimiz
(sav)'in tüm insanlığa örnek adaleti
Allah Kuran'da müminlere "Allah için şahidler olarak
adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü
Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza
uymayın" (Nisa Suresi, 135) şeklinde buyurmaktadır. Peygamberimiz Hz.
Muhammed (sav), hem Müslümanlar arasında verdiği hükümler, hem diğer din, dil,
ırk ve kavimlerden olan kişilere karşı adil ve hoşgörülü tutumu, hem de
Allah'ın ayetinde bildirdiği gibi zengin, fakir ayırmaksızın herkese eşit
davranmasıyla tüm insanlar için çok büyük bir örnektir.
Allah bir ayetinde Resulüne şöyle buyurmaktadır:
Onlar, yalana kulak
tutanlardır, haram yiyicilerdir. Sana gelirlerse aralarında hükmet veya
onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirecek olursan, sana hiçbir şeyle
kesin olarak zarar veremezler. Aralarında hükmedersen adaletle hükmet.
Şüphesiz, Allah, adaletle hüküm yürütenleri sever. (Maide Suresi, 42)
Peygamberimiz (sav) böylesine zorlu bir kavmin içinde dahi,
Allah'ın emrine uymuş ve hiçbir zaman adaletten taviz vermemiştir. Daima "Rabbim
adaletle davranmayı emretti…" (Araf Suresi, 29) diyerek her devirde
tüm insanlara örnek olmuştur.
Hz. Muhammed (sav)'in peygamberliği süresince adil tutumuna
örnek teşkil eden birçok olay yaşanmıştır. Peygamberimiz (sav)'in yaşadığı
coğrafyada çok çeşitli din, dil, ırk ve kabileden insan birarada yaşıyordu. Bu
toplulukların birarada huzur ve güven içinde yaşamaları, aralarına nifak
sokmaya çalışanların etkisiz bırakılmaları çok zordu. En küçük bir sözden veya
tavırdan hemen bir grup diğerine karşı öfkelenip saldırabiliyordu. Ancak
Peygamberimiz (sav)'in adaleti, Müslümanlar için olduğu kadar bu topluluklar
için de bir huzur ve güvence kaynağı olmuştur. Asr-ı Saadet döneminde Arabistan
Yarımadasında Hıristiyan, Musevi, putperest, ayırt etmeksizin herkese adil
davranılmıştır. Peygamberimiz (sav) Allah'ın "Dinde zorlama (ve baskı)
yoktur…" (Bakara Suresi, 256) ayetine uyarak, herkese hak dini
anlatmış ancak seçimlerini yapmak konusunda serbest bırakmıştır.
Allah, Peygamberimiz (sav)'e bir başka ayetinde de, farklı
dinlerden insanlara karşı nasıl bir adalet ve uzlaşma içinde olması gerektiğini
şöyle bildirmiştir:
Şu halde, sen bundan
dolayı davet et ve emrolunduğun gibi doğru bir istikamet tuttur. Onların heva
(istek ve tutku)larına uyma. Ve de ki: Allah'ın indirdiği her kitaba inandım.
Aranızda adaletli davranmakla emrolundum. Allah, bizim de Rabbimiz, sizin de
Rabbiniz'dir. Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz sizindir. Bizimle
aranızda 'deliller getirerek tartışma (ya, huccete gerek)' yoktur. Allah bizi
biraraya getirip-toplayacaktır. Dönüş O'nadır." (Şura Suresi, 15)
Peygamberimiz (sav)'in Kuran ahlakına uyarak gösterdiği bu
güzel tavrı, bugün farklı dinlerden insanların birbirlerine karşı tutumları
konusunda örnek olmalıdır.
Peygamberimiz (sav)'in adaleti, farklı ırklardan insanlar
arasında da uzlaşma sağlamıştır. Peygamberimiz (sav) birçok konuşmasında, hatta
Veda Hutbesi'nde de ırklara göre bir üstünlük olamayacağını, Allah'ın ayetinde
haber verdiği gibi "üstünlüğün takvaya göre olacağını" bildirmiştir.
Ayette şöyle buyrulmaktadır:
Ey insanlar, gerçekten,
Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi
halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün
(kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır.
Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi, 13)
Peygamberimiz (sav) ise iki ayrı hadisinde şöyle buyurmuştur:
"Ey insanlar!
Hepiniz Adem'in çocuklarısınız. Adem ise topraktan yaratılmıştır. İnsanlar
muhakkak ve muhakkak ırklarıyla övünmeyi bırakmalılar."10
"Sizin şu
soyunuz-sopunuz kimseye üstünlük ve kibir taslamaya vesile olacak şey değildir.
(Ey insanlar)! Hepiniz Adem'in çocuklarısınız. Hepiniz bir ölçek içindeki
birbirine müsavi buğday taneleri gibisiniz… Halbuki, hiç kimsenin kimseye din
ve takva müstesna üstünlüğü yoktur. Kişiye kötü olması için; başkalarını
yermesi, küçük görmesi, cimri, kötü huylu, had ve hududu aşmış olması
yeter."11
Peygamberimiz (sav) Veda Hutbesi'nde de Müslümanlara şöyle
seslenmişti: