AHİR
ZAMAN’I BEDİÜZZAMAN
İLE
ANLAMAK
Birinci
baskı:Haziran 2005
GÜNEŞ
YAYINCILIK
Darülaceze
Caddesi No: 9
Ekşioğlu
İş Merkezi B Blok D: 5
Okmeydanı
- İstanbul
Tel:(0212)
220 15 60
Baskı:
Tavaslı Matbaacılık
Sanayi
Cd. No:17 Yenibosna-İstanbul
Tel:(0
212) 451 31 32
İÇİNDEKİLER
Ahir
Zamanda
Gelecek
Olan Hz. Mehdi
Bir
Şahsı Manevi Değildir
Şahıs
Ve Şahsı Manevi
Bir
Bütündür
Bediüzzaman
Hz. Mehdi’nin Siyaset
Ve
Saltanat Alanlarındaki
Görevlerini
Nasıl Açıklamıştır?
Bediüzzaman
Eserlerinde,
Kendisinin
“Son Müceddid”
Ve
“Mehdi” Olmadığını
Delilleriyle
Birlikte Açıklamıştır
EK
BÖLÜM:
Evrim
Teorisinin Sonu
Ahir
Zamanda
Gelecek
Olan Hz. Mehdi
Bir
Şahsı Manevi Değildir
Peygamberimiz
(sav) tarafından ahir zamanda gönderileceği müjdelenmiş olan, yeryüzündeki
fitneleri ortadan kaldıracak, tüm dünyaya barış, adalet, bolluk, huzur, mutluluk
ve refah getirecek çok mübarek ve değerli bir şahıs olan Hz. Mehdi’nin ortaya
çıkışı yüzyıllardır İslam ümmeti tarafından beklenen müjdeli bir olaydır.
Nitekim rivayetlerde Hz. Mehdi’nin çıkış alameti olarak bildirilen olayların pek
çoğunun ardı ardına gerçekleşmesi, bu zuhurun yakın olduğunun açık bir
göstergesidir. Peygamber Efendimiz (sav)’in çok sayıdaki hadisinde, ismiyle,
vasıflarıyla ve yapacağı işlerle ayrıntılı olarak tarif edilen Hz. Mehdi’nin
geleceğine dair Kuran ayetlerinde de işari anlamlarda çeşitli müjdeler vardır.
Tüm bu bilgiler dikkatlice incelendiğinde Mehdiyet konusunun tartışmaya yer
bırakmayacak derecede kesinlik gösterdiği akıl ve vicdan sahibi her insan
tarafından kolaylıkla anlaşılmaktadır.
Bediüzzaman
Said Nursi’nin açıklamaları da, Kuran’da yer alan işaretler ve Peygamberimiz
(sav)'in hadisleriyle aynı doğrultudadır. Ancak Bediüzzaman’ın eserlerinde
kullandığı “şahsı manevi” kavramı konusundaki yanlış anlaşılma Hz. Mehdi için de
söz konusudur. Rivayetlerden ve İslam alimlerinin izahlarından Hz. Mehdi’nin bir
şahsı manevi olmayacağı, fiziksel özelliklerine, karakter ve ahlakına, nesebine
kadar detaylı olarak tarif edilmiş mübarek bir şahıs olacağı, açık ve net bir
biçimde anlaşılmaktadır. Ancak elbette ki Hz. Mehdi’nin de kendisinden önceki
tüm elçiler gibi bir şahsı manevisi olacaktır. Hatta rivayetlerde bu şahsı
manevinin bütün yeryüzünü kaplayacağı bildirilmiştir. Fakat Hz. Mehdi’nin
kendisi de bizzat işin başında olacaktır. Dolayısıyla Hz. Mehdi’nin şahsı
manevisi de ona tabi olanlarla birlikte başlarında imam olarak kendisidir.
Şahıs
Ve Şahsı Manevi
Bir
Bütündür
Şahıs
Ve Şahsı Manevi Ruh Ve Beden Gibidir
Bir
şahıs olmadan onun şahsı manevisinden söz edebilmek mümkün değildir. Çünkü ikisi
bir bütünü meydana getirir, adeta ruh ve beden gibidir. Birinin kabulü,
diğerinin reddi olmaz.
Her
peygamberin ve elçinin çevresinde onun maneviyatının tecellisi olan bir şahsı
manevi oluşur. O elçiye tabi olan, onu örnek alan, onun tebliğini izleyenlerin
oluşturduğu bir kitle ve hareket de, onun şahsı manevisini
oluşturur.
Her
mümin topluluğunun bir önderi olduğu, Kuran’da bildirilen Allah’ın bir
adetullahıdır. Dolayısıyla Bediüzzaman Said Nursi de “şahsı manevi” terimini
kullanırken Kuran’ın adetullahında olduğu şekilde kullanmıştır. Nitekim
Bediüzzaman Said Nursi de kendi talebeleri ve eserleri için şahsı manevi
tabirini kullanırken, bu şahsı manevinin başında yine kendisi bulunmaktadır.
Risale-i Nur’un şahsı manevisine, eserler ile onu takip eden talebeler de
dahildir, ama nur hareketinin önderi Bediüzzaman da bu ifadeden ayrı
tutulamaz.
Şahsı
manevi kavramını, onun önderi olan, başındaki şahıstan ayrı, müstakil ve
bağımsız değerlendirmek büyük bir hata olur. Kuran’da bahsi geçen tüm mümin
topluluklarının başında bir elçi ya da bir kumandan yer almaktadır. Ahir zamanda
da Kuran ahlakının tüm yeryüzüne hakim olması gibi dünya tarihinin çok müstesna
bir döneminde müminlerin başsız, kendi halinde bir topluluk olarak kalmaları
Kuran’da bildirilen adetullaha uygun değildir (en doğrusunu Allah bilir).
Hz.
Mehdi de bir şahsı manevi olarak değil, bizzat gelip ahir zamanda Müslümanların
başına geçecek, onları Allah’ın izniyle içine düştükleri sıkıntı ve zorluklardan
kurtarıp huzur, adalet, nimet ve bolluğa kavuşturacaktır. Mehdi’nin bir şahıs
olarak gelip, kendi cemaatinin başında bulunarak o cemaatin şahsı manevisini
temsil ederek faaliyet yapacağını Bediüzzaman çok açık bir şekilde izah
etmiştir.
Çok
defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, HZ. MEHDİ AL-İ RESUL’ÜN
(Peygamberimiz (sav)'in soyundan gelen Hz. Mehdi'nin) TEMSİL ETTİĞİ KUDSİ
(mukaddes, kutsal) CEMAATİNİN ŞAHSI MANEVİSİNİN ÜÇ VAZİFESİ var. Eğer çabuk
kıyamet kopmazsa ve beşer (insanlar) bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri
onun cemiyeti ve seyyidler cemaati (Peygamberimiz (sav)'in soyundan gelenlerin)
yapacağını Rahmet-i İlahiyeden (Allah’ın rahmetinden) bekliyoruz. Ve O’NUN ÜÇ
BÜYÜK VAZİFESİ OLACAK. (Emirdağ Lahikası, s.
259)
Bediüzzaman,
bu sözünde Hz. Mehdi'nin ahir zamanda muhakkak geleceğini ve Hz. Mehdi ile
mukaddes cemaatinin birlikte yerine getirecekleri üç büyük vazife olacağını
açıklamaktadır:
Bediüzzaman
bu sözünde Hz. Mehdi ile ilgili önemli birkaç konuyu birden açıklamıştır.
Bediüzzaman öncelikle “HZ. MEHDİ AL-İ RESUL’ÜN TEMSİL ETTİĞİ” sözleriyle,
Hz. Mehdi'nin Peygamberimiz (sav)'in soyundan gelecek bir şahıs olduğunu
hatırlatmıştır. Bir şahsı manevinin herhangi bir soydan gelmesi kuşkusuz ki
mümkün değildir. Ancak bir insanın bir başkasının soyundan gelebilmesi söz
konusu olabilir. Bediüzzaman da burada bu gerçeği vurgulamış, Hz. Mehdi'nin
manevi bir kişilik olmadığını, “BİR ŞAHIS” olduğunu açıkça ifade
etmiştir.
Bediüzzaman
bu sözünde ayrıca Hz. Mehdi’nin ve cemaatinin iki ayrı kavram olduğunu
hatırlatarak, Hz. Mehdi'nin bir “şahsı manevi” olduğu iddiasının geçersizliğini
bir kez daha ortaya koymuştur. Bediüzzaman “HZ. MEHDİ AL-İ RESUL’ÜN TEMSİL
ETTİĞİ kudsi cemaatin şahsı manevisi” sözleriyle “Hz. Mehdi'nin bir cemaati”
olacağını ve “bu cemaatin başında da onu temsil eden Hz. Mehdi'nin bizzat
bulunacağını” ifade etmiştir. Hz. Mehdi'nin bir cemaatinin olabilmesi için,
öncelikle Hz. Mehdi'nin bir şahıs olarak var olması gerekmektedir. Çünkü bir
şahsı manevinin kendine ait bir cemaatinin olabilmesi elbette ki söz konusu
değildir. Bediüzzaman da bu sözünde bu gerçeği dile getirmiştir. Bediüzzaman'ın
belirttiği bu durumu birkaç soru sorarak da anlayabiliriz:
1-
Bediüzzaman
Hz. Mehdi Al-i Resul’ün neyi temsil ettiğini
bildirmiştir?
Kudsi
cemaatinin şahsı manevisini.
2-
Bediüzzaman
kudsi cemaatin şahsı manevisini kimin temsil ettiğini
bildirmiştir?
Hz.
Mehdi'nin.
Bu
soruların cevapları Hz. Mehdi ve onun mukaddes cemaatinin birbirinden ayrı
kavramlar olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.
Bediüzzaman
ahir zamanda Hz. Mehdi’nin yanında bulunan mümin topluluğunun mukaddes bir
cemaat olduğunu, bu cemaatin önderliğini yapan Hz. Mehdi’nin de Hz. Peygamber
(sav) soyundan gelen mukaddes biri olacağını belirtmiştir. Nitekim Bediüzzaman
bu sözünün son cümlesinde “ONUN ÜÇ GÖREVİ OLACAK” cümlesiyle bu konuya
açıklık getirmekte, bu üç görevi, yanındaki kutsal toplulukla birlikte, Hz.
Mehdi'nin de bizzat başlarında bulunarak yerine getireceğini ifade
etmektedir.
Nitekim
Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin manevi birer şahıs, ruh ya da mana gibi görünmez birer
güç olarak tanımlanması, Kuran ayetlerinde bildirilen Allah’ın adetullahı
(Allah’ın kanunu) ile tamamen çelişmektedir. Tarih boyunca hiçbir elçi
veya peygamber, bir şahsı manevi olarak gelmemiştir. Kuran’da çeşitli toplumlara
gönderilen elçiler, nebiler ve resullerin hayatları, mücadeleleri ve tebliğleri
hakkında pek çok bilgi verilmiştir. Yaşamlarının sonuna kadar gönderildikleri
kavimleri hak dine davet etmiş, onları Allah’ın azabına karşı uyarıp korkutmuş
ve iman edenleri cennetle müjdelemişlerdir. Yaşadıkları toplumlardaki
inkarcıların baskılarına, kurdukları tuzaklara ve hak dine yönelik
mücadelelerine sabır ve tevekkülle karşı koymuş, onları Allah’ın razı olacağı
ahlakı yaşamaya çağırmışlardır. Tüm bu bilgiler bize, tarih boyunca hiçbir elçi,
nebi veya resulün manevi bir şahıs olarak gönderilmediğini, tüm elçilerin birer
fert olarak geldiklerini göstermektedir.
Yüzyıllardır
süregelen bu adetullah (Allah'ın kanunu), tüm İslam tarihinde olduğu gibi
ahir zamanda gelecek olan Hz. İsa ve Hz. Mehdi için de söz konusudur. Ancak
elbette ki tüm peygamber ve elçilerin olduğu gibi Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin de
kendilerinden ayrı olarak şahsı manevileri de olacaktır. Kuran’da, gönderilmiş
olan tüm peygamber ve elçilerin çevresinde, onlara inanan ve gösterdikleri hak
yolu izleyen birer topluluk olduğu haber verilmiştir. Elçilere iman eden bu
kimseler ve onların elçileriyle birlikte yapmış oldukları faaliyetlerin tümü, bu
elçilerin şahsı manevilerini oluşturur. Kuran’da peygamberlerin hayatlarını
anlatan kıssalarda bu durum açıkça görülmektedir. Örneğin Peygamberimiz (sav)'in
ashabı onun şahsı manevisini oluşturmuştur. Fakat bu, Peygamber Efendimiz
(sav)'in varlığı şartı ile oluşmuştur. Bu durum ahir zamanda da değişmeyecek,
Bediüzzaman’ın da dile getirdiği gibi, Hz. İsa ve Hz. Mehdi beraberlerindeki
mümin topluluklarının başında bizzat birer hidayet önderi olarak
bulunacaklardır.
Bediüzzaman,
Hz. Mehdi'den bahsederken, “ONUN” zamirini kullanarak, bir kez daha Hz.
Mehdi'nin “BİR ŞAHIS” olduğunu belirtmektedir.
Bediüzzaman'ın
da ifade ettiği gibi, Hz. Mehdi'nin üç büyük görevi olacaktır. Hz. Mehdi bu
görevlerini yerine getirirken, etrafında bir de kendisine destek olan mübarek
bir topluluk bulunacaktır. Bu büyük görevler “Hz. Mehdi ve onun kutsal
cemaatinin" birarada gerçekleştireceği görevlerdir. Ancak Bediüzzaman'ın
“ONUN üç görevi olacak” sözleriyle açıkça vurguladığı gibi, Hz. Mehdi bu
topluluğun başında bizzat bulunarak bu görevleri yerine
getirecektir.
Üçüncü
vazifesi:
...
O ZAT BÜTÜN EHL-İ İMANIN (iman edenlerin) MANEVİ YARDIMLARIYLA ve
İTTİHAD-I İSLAM’IN MUAVENETİYLE (İslam birliğinin yardımlaşmasıyla) ve BÜTÜN
ULEMA VE EVLİYANIN (alimlerin ve velilerin) ve bilhassa AL-İ BEYT’İN NESLİNDEN
(Peygamberimiz (sav)'in soyundan) HER ASIRDA KUVVETLİ VE KESRETLİ (çok sayıda)
BULUNAN MİLYONLAR FEDAKAR SEYYİDLERİN İLTİHAKLARIYLA (Peygamber soyundan gelen
fedakar kimselerin katılımlarıyla O VAZİFE-İ UZMAYI (büyük görevi) YAPMAYA
ÇALIŞIR. (Emirdağ Lahikası, s. 260)
Bediüzzaman
bu sözünde, Hz. Mehdi'nin üçüncü görevini açıklamıştır. Buna göre, Hz. Mehdi
Kuran ahlakının göz ardı edildiği bir dönemde, insanların yeniden din ahlakına
yönelmesine vesile olacak, İslam birliğini kuracak ve bu büyük görevlerinde
kendisine destekçi olan pek çok salih insan bulunacaktır.
“O
ZAT”:
Bediüzzaman,
Hz. Mehdi için Risale-i Nur’un birçok yerinde olduğu gibi, bu sözlerinde de Hz.
Mehdi için “O ZAT” ifadesini kullanmıştır. Bediüzzaman, hem “O”
kelimesiyle hem de “ZAT” ifadesiyle Hz. Mehdi'nin bir topluluk veya
manevi bir kişi değil, bir “ŞAHIS” olduğunu açıkça
belirtmiştir.
Yüksek
ilim ve hikmet sahibi Bediüzzaman hiç kuşkusuz ki bu vurguları da belirli bir
hikmetle yapmakta ve tüm Müslümanları Hz. Mehdi'nin “bİr ŞAHIS” olduğu konusunda en
doğru şekilde bilgilendirmektedir.
“VAZİFE-İ
UZMAYI (BÜYÜK GÖREVİ)
YAPMAYA
ÇALIŞIR”:
Bediüzzaman
“O VAZİFE-İ UZMAYI YAPMAYA ÇALIŞIR” sözleriyle “Hz. Mehdi’nin bir şahsı
manevi değil, “BİR İNSAN OLARAK İŞ BAŞINDA OLACAĞINI” ifade etmiştir.
Zira bir şahsı manevinin bir görevi “yapmaya çalışması” söz konusu
değildir. Böyle bir çaba ancak bir insanın gerçekleştirebileceği bir fiildir.
Bediüzzaman da bu gerçeği vurgulayarak Hz. Mehdi'nin bir şahıs olduğunu ifade
etmiştir.
Bediüzzaman
sözlerinde ayrıca Hz. Mehdi'nin yerine getireceği hizmeti “BÜYÜK GÖREV”
olarak nitelendirmiştir. Bediüzzaman'ın bu ifadesine göre Hz. Mehdi'nin yapacağı
hizmetler, kendisinden önceki dönemlerde gelen müceddidlerin görevlerinden
farklı, “ÇOK BÜYÜK ÇAPLI” faaliyetlerdir. Hz. Mehdi İslam ahlakını dünya
çapında hakim kılacak, İslam dünyasını biraraya getirecek ve tüm Müslümanların
liderliğini üstlenecektir. Bediüzzaman'ın “VAZİFE-İ UZMA” sözleriyle
ifade ettiği bu olaylar Hz. Mehdi'nin tanınmasını sağlayacak en önemli
alametlerinden olacaktır.
Gerçi
HER ASIRDA HİDAYET EDİCİ, BİR NEVİ MEHDÎ VE MÜCEDDİD GELİYOR VE
GELMİŞ. Fakat HER BİRİ ÜÇ
VAZİFELERDEN BİRİSİNİ BİR CİHETTE (açıdan) YAPMASI İTİBARIYLA (nedeniyle) AHİR
ZAMANIN BÜYÜK MEHDÎ UNVANINI ALMAMIŞLAR. (Emirdağ Lahikası, s.
260)
Bediüzzaman
bu sözünde, Kuran ahlakını dünya üzerinde hakim kılmak amacıyla önceki asırlarda
da bazı Müslüman şahısların geldiğini, ancak bunların hiçbirinin, ahir zamanda
Hz. Mehdi’nin yapacağı üç önemli görevi birarada yerine getiremediklerini ifade
etmiştir:
HER
ASIRDA HİDAYET EDİCİ BİR NEVİ
MEHDİ
VE MÜCEDDİD GELİYOR VE GELMİŞ:
Bediüzzaman
bu sözüyle birkaç önemli konuya açıklık kazandırmıştır. Bediüzzaman öncelikle
Hz. Peygamberimiz (sav)’in hadislerine dayanarak her yüz yıl başında bir
müceddid (yenileyici) gönderileceğini bildirmiştir. Bediüzzaman Risalelerde Hz.
Mehdi'nin de Hicri 14. yy’ın başında geleceğini ve 14. ve 15. yy’lar arasındaki
müceddid olacağını belirtmiştir.
Bediüzzaman
burada ayrıca Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi olmadığını da açıklamıştır.
Peygamberimiz (sav)'den bu yana 14. yy’a kadar gelen tüm müceddidler birer
“ŞAHIS” olarak gelmişlerdir. 14. yy’da bu durum değişmeyecek, Hz. Mehdi
de bir şahıs olarak bizzat görev yapacaktır. Bediüzzaman “GELİYOR VE
GELMİŞ” sözleriyle bu sürekliliği ifade etmiş, “GELİYOR” kelimesiyle
bu adetullahın halen devam etmekte olduğunu belirtmiştir.
HER
BİRİ:
Bediüzzaman
kullandığı “HER BİRİ” ifadesiyle Hz. Mehdi'den önce gelmiş olan
müceddidlerin de Hz. Mehdi gibi gerçek kişilikler olduklarına, şahs-ı manevi
olmadıklarına dikkat çekmektedir. Bu açıklamada bahsi geçen önceki yüzyıllarda
gönderilen müceddidlerin birer şahıs oldukları kabul görürken, Bediüzzaman'ın
aynı açıklamalarında yine bir şahıs olacağını belirttiği “Büyük Mehdi”nin bir
şahsı manevi olacağı düşüncesi elbette ki çelişkilidir. Bu düşünceye göre, ahir
zaman Mehdisi’nden önce gelen tüm müceddidlerin de birer şahsı manevi olması
gerekirdi. Ancak böyle bir şey söz konusu olmamıştır. Nitekim Bediüzzaman da
sözlerinde bu gerçeği açıklamıştır. Bediüzzaman'ın da müjdelediği gibi,
Peygamberimiz (sav)'in rivayetlerindeki özelliklere sahip olmasıyla tanınacak
olan Büyük Mehdi ahir zamanda “BİR ŞAHIS” olarak ortaya çıkacak ve
Allah’ın izniyle Bediüzzaman'ın belirttiği üç görevi birden yerine
getirecektir.
BEN,
KENDİMİ SEYYİD (Peygamberimiz
(sav)'in soyundan) BİLEMİYORUM. Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki
AHİR ZAMANIN O BÜYÜK ŞAHSI AL-İ BEYT'TEN (Peygamberimiz
(sav)'in soyundan) OLACAKTIR. (Emirdağ Lahikası, s.
247-250)
Bediüzzaman
da bu sözünde, kendisinin Peygamberimiz (sav)'in soyundan olmadığını, Hz.
Mehdi'nin ise bu mübarek soydan olacağını belirtmiştir:
Hz.
Mehdi'nin hadislerde bildirilen en önemli özelliklerinden biri de, “seyyİd” yani Peygamber Efendimiz
(sav)'in soyundan olmasıdır:
Kıyametin
kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah
BENİM EHL-İ BEYT’İMDEN (SOYUMDAN) BİR ZATI (Hz. Mehdi'yi) gönderecek.
(Sünen-i Ebu Davud, 5/92)
BEN
KENDİMİ SEYYİD BİLEMİYORUM:
Bediüzzaman
seyyid değildir ve, seyyid olmamasının kendisinin Mehdi olmayacağının
delillerinden biri olduğunu belirtmektedir. Kuşkusuz ki bir kişiye bir soru
sorulmasının nedeni, ilgili konunun doğrusunu öğrenmektir. Bediüzzaman Said
Nursi’ye de Mehdi olup olmadığının sorulmasının nedeni doğruları öğrenmektir. Bu
soru karşısında “Hayır, ben Mehdi değilim” diyorsa ve bunun onlarca
delilini öne sürüyorsa buna inanmak gerekir. Zira Bediüzzaman çok açık bir
şekilde bu konuya cevap vermiş ve “ben seyyid değilim” demiştir.
Ayrıca
Bediüzzaman eğer seyyid olmuş olsaydı, bunu gizlemesi için hiçbir sebep yoktur.
Çünkü seyyid olmak, saklanması gereken bir özellik değildir. Tam aksine
Peygamber Efendimiz (sav)'in neslinden olmak Müslümanlar için büyük bir
şereftir. Dolayısıyla Bediüzzaman seyyid olsaydı, bunu hiçbir şekilde gizlemez
ve açıkça ifade ederdi. Peygamberimiz (sav)'in soyundan olduğunu ifade etmekten
büyük bir onur duyardı. Kendisine böyle bir soru sorulduğunda “Evet seyyidim,
ama Mehdi değilim” derdi. Zira Bediüzzaman bizzat kendi eserlerinde
Peygamberimiz (sav)'in hadisini hatırlatarak “seyyid olan bir kişinin
seyyidliğini gizlemesinin Kuran ahlakına uygun olmadığını”
belirtmiştir.
Seyyid
olmayan seyyidim ve seyyid olan değilim diyenler, ikisi de günahkar ve duhul ve
huruc (isyan) haram oldukları gibi... hadis ve Kuran’da dahi, ziyade veya noksan
etmek memnu’dur
(yasaklanmıştır). (Muhakemat, s. 52)
Bediüzzaman'ın
bu sözü çok açıktır. Peygamberimiz (sav)’in hadisinde bildirildiği gibi, İslam
ahlakına göre, seyyid olan bir kişi hiçbir nedenle bunu gizleyemez, saklayamaz.
Seyyid olmayan bir kişi de ben seyyidim diyemez. Bu durumda Bediüzzaman gibi
değerli ve üstün ahlaklı bir şahsın, seyyidliğini gizlediği yaklaşımı son derece
yakışıksız bir düşüncedir. Bunun yanı sıra her seyyid olan kişi, mutlaka Mehdi
olacak diye bir durum da söz konusu değildir. Dünya üzerinde milyonlarca seyyid
olan insan bulunmaktadır. Bir kişinin seyyid olması Mehdi olmasını
gerektirmediği için, her insan bu gerçeği rahatlıkla dile getirebilir. Dahası
Bediüzzaman “Benim bu konudaki tek eksikliğim seyyidliğim, eğer seyyid olsaydım
Mehdi olurdum” da dememiştir. Tam aksine Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin tüm
özelliklerini, yapacağı benzersiz faaliyetleri uzun uzun açıklamış ve bunların
hiçbirinin kendi yaşadığı dönemde henüz gerçekleşmediğini
belirtmiştir.
AHİR
ZAMANIN O BÜYÜK ŞAHSI:
Bediüzzaman
“AHİR ZAMANIN O BÜYÜK ŞAHSI” ifadesiyle Hz. Mehdi’nin bir şahs-ı manevi
olmadığını bir kez daha delillendirmiştir. Bediüzzaman açıkça “O BÜYÜK
ŞAHIS” diyerek Hz. Mehdi'nin şahs-ı manevi olmadığını, gerçek ve beklenen
“BİR KİŞİ” olduğunu ifade etmiştir.
Bediüzzaman'ın
O ve ŞAHIS kelimelerini özenle seçtiği ve tekrarladığı çok
açıktır. Bediüzzaman bu şekilde, Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi olabileceği
düşüncesini, hiçbir itiraza yer bırakmayacak şekilde geçersiz
kılmaktadır.
AL-İ
BEYT’TEN (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) OLACAKTIR:
Bediüzzaman
“AL-İ BEYT’TEN OLACAKTIR” sözleriyle Hz. Mehdi’nin Peygamberimiz (sav)'in
soyundan gelen seyyid bir kimse olacağını belirtmiştir. Bediüzzaman eserlerinin
çeşitli bölümlerinde Hz. Mehdi'nin bu özelliğine dikkat çekerek, Hz. Mehdi'nin
manevi bir varlık olmadığını, belirli bir soydan gelecek olan “BİR ŞAHIS”
olduğunu vurgulamıştır. Peygamberimiz (sav)'in de Hz. Mehdi'nin bu özelliğini
bildirdiği çok sayıda hadisi vardır. Bir şahsı manevinin peygamber soyundan
gelmesi elbette ki söz konusu değildir. Ayrıca böyle bir düşünce hem
Peygamberimiz (sav)'in hadisleriyle hem de Bediüzzaman'ın sözleriyle çok açık
bir şekilde çelişmektedir. Bediüzzaman'ın da belirttiği gibi, Hz. Mehdi
“PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN SOYUNDAN GELEN BİR ŞAHIS”
olacaktır.
Ümmetin
beklediği, AHİR ZAMANDA GELECEK ZATIN ÜÇ VAZİFESİNDEN EN
MÜHİMMİ (önemlisi) VE EN BÜYÜĞÜ VE EN KIYMETDARI (değerlisi) OLAN İMAN-I
TAHKİKİYİ (gerçek imanı) NEŞR (yazma ve dağıtma yoluyla yaymak) VE EHL-İ İMANI
(iman edenleri) DALALETTEN (sapkınlıktan) KURTARMAK... (Sikke-i
Tasdik-i Gaybi, s. 9)
Bediüzzaman,
Hz. Mehdi'nin üç büyük görevinden birincisinin ve en önemlisinin gerçek imanı
yayarak insanların sapkınlıktan kurtulmasına vesile olması olduğunu
belirtmiştir:
AHİR
ZAMANDA GELECEK:
Bediüzzaman
“AHİR ZAMANDA GELECEK” diyerek Hz. Mehdi'nin kendisinden sonraki bir
dönemde geleceğini ifade etmiştir. Eğer Bediüzzaman, kendi yaşadığı dönemde ya
da öncesinde Hz. Mehdi'nin gelip faaliyetlerine başladığı kanaatinde olsaydı,
hiç şüphesiz “GELECEK” kelimesi yerine “gelmiş” ya da “geldi” gibi sözler
kullanırdı. Ancak böyle bir durum henüz gerçekleşmediğinden, Bediüzzaman da Hz.
Mehdi'nin geliş vaktinin “İLERİDE” olacağını belirten bir kelime
kullanmıştır.
Bediüzzaman
“GELECEK” kelimesini, bu kitabında yer alan Hz. Mehdi ile ilgili
sözlerinde pek çok defa kullanmıştır. Bediüzzaman, aynı ifadeyi defalarca
tekrarlayarak bu konuya kesinlik kazandırmış ve Hz. Mehdi'nin kendisinden
sonraki bir zamanda ortaya çıkacağı konusunda hiçbir şüpheye yer
bırakmamıştır.
Bediüzzaman
bu sözlerinde ayrıca Hz. Mehdi'nin “GELECEK BİR ŞAHIS” olduğunu da ifade
etmiştir. Zira bir şahsı manevinin “GELMESİ”nden değil, ancak
“OLUŞMASI”ndan bahsedilebilir. Bediüzzaman da bu sebeple “ahir zamanda
oluşacak” dememiş, “ahir zamanda GELECEK” sözlerini kullanarak, Hz.
Mehdi'nin “BİR ŞAHIS” olduğunu açıklamıştır.
ZATIN:
Bediüzzaman
kullandığı “ZAT” ifadesi ile ise, Hz. Mehdi'nin “manevi bir varlık”
değil, “BİR ŞAHIS” olduğunu olabilecek en açık şekilde izah etmiştir.
Bilindiği gibi “ZAT” kelimesinin sözlük anlamı, “KİŞİ, KİMSE,
ŞAHIS”dır. Aynı zamanda da “tekil” yani “BİR KİŞİ”den bahsedildiğini
açıklayan bir ifadedir. Bilinen bir kişiyi belirtmek amacıyla kullanılır. Aynı
zamanda da bir saygı ifadesidir. Onlarca risaleyi birbirinden hikmetli
ifadelerle kaleme alan büyük İslam alimi Bediüzzaman da hiç şüphesiz ku bu
kelimenin anlamını tüm detaylarıyla çok iyi bilmektedir. Eğer Bediüzzaman Hz.
Mehdi'nin bir şahsı manevi olacağını anlatmak isteseydi, kuşkusuz ki bunu açıkça
belirtecek kadar kesin anlamlar ile “BİR İNSAN”ı ifade eden “ZAT”
kelimesini kullanmazdı. Bunun yerine “şahsı manevi” kavramını ifade edecek
birbirinden hikmetli çok çeşitli kelimeler seçebilirdi. Buna rağmen açıkça
“ZAT” kelimesini tercih etmiş olması, Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi'nin bir
şahıs olduğu konusundaki kanaatini çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
...
Bu hakikatdan anlaşılıyor ki; SONRA GELECEK O MÜBAREK ZAT RİSALE-İ
NUR’U BİR PROGRAMI OLARAK NEŞR VE TATBİK EDECEK (yazma ve dağıtma yoluyla
yayacak ve uygulayacak). (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s.
9)
Bediüzzaman
bu sözüyle bir kez daha Hz. Mehdi'nin gelişini müjdelemiş ve bu mübarek zatın,
faaliyetlerini yerine getirirken kendisini “Hz. Mehdi'ye zemin hazırlayan bir
öncü” olarak tanımlayan Bediüzzaman'ın eserlerinden de istifade edeceğini
belirtmiştir:
SONRA
GELECEK:
Bediüzzaman
bu sözleriyle Hz. Mehdi'nin, önceki müceddidlerin ve Bediüzzaman'ın yaşadığı
dönemlerde gelmediğini söylemiş; bu mübarek zatın bunların hepsinden
“SONRA” geleceğini ifade etmiştir. Ayrıca Bediüzzaman bu durumu, yalnızca
gelecek zaman ifade eden bir fiil kullanarak değil, bunu bir de “SONRA”
kelimesiyle destekleyerek çok kesin bir üslupla açıklamıştır.
Bediüzzaman
bu sözleriyle ayrıca Hz. Mehdi'nin “bir şahsı manevi” olmadığını, “belirli
bir zamanda gelecek BİR ŞAHIS olduğunu” da açıkça
belirtmiştir.
O:
Bediüzzaman
Hz. Mehdi'den “BİR KİŞİLİK ZAMİRİ” olan ve “TEK BİR KİŞİ”yi ifade
eden “O” kelimesiyle bahsetmiştir. Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi'yi tanımlamak
için böyle bir sözcük seçmiş olması ise elbette ki bir tevafuk değildir.
Bediüzzaman broşürün başından bu yana yer verilen sözlerinin pek çoğunda, Hz.
Mehdi için yine “O” zamirini kullanmıştır. Kuşkusuz ki yüzlerce sayfadan,
onlarca kitaptan oluşan büyük bir külliyat meydana getiren büyük mütefekkir
Bediüzzaman, eserlerinde kullandığı her hikmetli kelime gibi, bu sözcüğü de son
derece bilinçli ve kasıtlı bir şekilde bu kadar çok tekrarlamıştır. Çok açıktır
ki Bediüzzaman Müslümanlara, Hz. Mehdi'nin sadece “maneviyat ifade eden bir
kavram” olmadığını belirtmekte, ahir zamanda tüm inananların sorumluluğunu
üstlenecek özelliklere sahip “BİR İNSAN”, “BİR ŞAHIS” olduğunu
müjdelemektedir.
MÜBAREK
ZAT:
Bediüzzaman,
aynı sözü içerisinde tekrar tekrar “ZAT” kelimesini kullanarak Hz.
Mehdi'nin müminlere önderlik edecek “BİR ŞAHIS” olduğunu ısrarla
vurgulamaktadır.
Bediüzzaman
ayrıca burada bu “ZAT” kelimesini bir de nitelendirmekte ve Hz. Mehdi'nin
“NASIL BİR ZAT” olduğunu da açıklamaktadır. Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin
“MÜBAREK BİR ZAT” olduğunu belirtmektedir. “MÜBAREK” kelimesi
“İlahi hayrın bulunduğu” anlamına gelmektedir. Bediüzzaman da burada
kullandığı bu “mübarek” sıfatıyla Hz. Mehdi'nin imanını, yerine
getireceği vazifeleri övmektedir. Bediüzzaman verdiği tüm bu detaylı bilgilerle
Müslümanlara Hz. Mehdi'nin ahlakını ve mücadelesini tanıtmakta, bu üstün ahlaklı
şahsın hangi özellikleriyle tanınabileceğini
anlatmaktadır.
RİSALE-İ
NUR'U BİR PROGRAMI
OLARAK
NEŞR VE TATBİK EDECEK
(YAZMA
VE DAĞITMA YOLUYLA YAYACAK
VE
UYGULAYACAK):
Bediüzzaman
eserlerinde, Hz. Mehdi'den önceki yüzyılın müceddidi olması sebebiyle kendisini
“Hz. Mehdi’nin bir öncüsü”, “ona zemin hazırlayan bir askeri” olarak
tanımlamıştır. Yine bir sözünde de, “kendisinin ektiği tohumların Hz. Mehdi
tarafından geliştirileceğini ve bu mübarek şahıs vesilesiyle bu tohumların
sümbülleneceğini” anlatarak, Hz. Mehdi'nin gelişinden önce yaptığı çalışmalarla
ona “bir ön hazırlık” yaptığını anlatmaktadır. Bediüzzaman bu sözünde de
Risale-i Nur Külliyatı’nın Hz. Mehdi’nin tebliğinde kullanacağı bir ön hazırlık
olduğunu belirtmiştir. Bediüzzaman, ortaya çıktığında Hz. Mehdi’nin, Risaleleri
hazır yazılmış olarak bulacağını ve imanı kurtarma vazifesinde Risaleler'den
faydalanacağını belirtmiştir. Bediüzzaman bu sözleriyle kendisinin Hz. Mehdi
olmadığını, Hz. Mehdi'nin “KENDİSİNDEN SONRAKİ DÖNEMDE GELECEK BİR ŞAHIS
OLDUĞUNU” bir kez daha açıklığa kavuşturmuştur.
O
ZATIN İKİNCİ
VAZİFESİ, ŞERİATI (Kuran ahlakının esaslarını ve Peygamberimiz (sav)'in
sünnetini) İCRA VE TATBİK ETMEKTİR (uygulamak ve yerine getirmektir).
(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9)
Bediüzzaman,
bu sözünde de Hz. Mehdi'nin ikinci görevinin Kuran ahlakının esaslarının tam
olarak yaşanmasına vesile olmak olduğunu açıklamaktadır:
O:
Bediüzzaman
sözlerinde sık sık tekrarladığı bu kelime ile, ahir zamanda ortaya çıkacak olan
Hz. Mehdi'nin “manevi bir önder” değil, bizzat müminlerin başına geçerek, onları
hidayete yöneltecek “BİR ŞAHIS” olduğunu belirtmektedir.
Bediüzzaman
ayrıca burada “onlar” gibi çoğul bir topluluğu ifade eden bir kelime de
kullanmamış, Hz. Mehdi'nin “TEK BİR KİŞİ” olduğunu ifade eden “O”
sözcüğüne yer vermiştir. Bediüzzaman bu açıklamalarıyla, Hz. Mehdi'nin bir şahsı
manevi olmadığı konusundaki kesin kanaatlerini delilleriyle birlikte ortaya
koymuştur.
ZATIN:
Bediüzzaman
buradaki “ZAT” kelimesiyle, aynı cümle içerisinde Hz. Mehdi'nin “BİR
ŞAHIS” olduğu konusuna açıklık getiren ikinci bir vurgulama daha yapmıştır.
Bediüzzaman, Bediüzzaman bu kadar çok tekrarladığı bu sözüyle, Hz. Mehdi’nin
kesinlikle “manevi bir varlık” olmadığını açıklamış ve Müslümanların bu kutlu
“ŞAHIS” hakkında en doğru şekilde bilgilenmelerini
sağlamıştır.
O
ZATIN üçüncü vazifesi, HİLAFET-İ İSLAMİYE’Yİ (İslam halifeliğini)
İTTİHAD-I İSLAM’A BİNA EDEREK (İslam birliği üzerine kurarak),İSEVİ
RUHANİLERİYLE (dindar Hıristiyanlarla ve Hıristiyan alimleriyle) İTTİFAK EDİP
(iş birliği ve dayanışma içerisine girerek) DİN-İ İSLAM’A (İslam dinine) HİZMET
ETMEKTİR. BU VAZİFE, PEK BÜYÜK BİR SALTANAT ve KUVVET ve MİLYONLAR FEDAKARLARLA
(MİLYONLARIN FEDAKARANE KATILIMIYLA) TATBİK EDİLEBİLİR (yerine getirilebilir).
(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9)
Bediüzzaman,
Hz. Mehdi'nin bir başka görevinin de İslam toplumunu birleştirmek ve Hıristiyan
alemiyle ittifak etmek olduğunu bildirmiştir:
O:
Bediüzzaman,
bu sözünde “6. KEZ” “O” zamirini kullanmış ve Hz. Mehdi'nin
“BİR ŞAHIS” olduğunu bir kez daha tekrarlamıştır. Eğer Bediüzzaman, Hz.
Mehdi'nin “manevi bir isim” ya da “birçok insandan oluşan bir topluluk” olduğunu
düşünseydi, elbette ki tüm bu iddiaları reddedecek açıklıkta bir kelime
kullanmaz, Hz. Mehdi'den “O ZAT” sözleriyle bahsetmezdi. Çok açıktır ki
Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin “TEK BİR ŞAHIS” olduğunu belirtmiş ve aksi
yöndeki tüm düşüncelerin geçersizliğini ortaya koymuştur.
ZATIN:
Bediüzzaman,
“KİŞİ, KİMSE YA DA ŞAHIS” anlamına gelen “ZAT” kelimesini bu
sözlerinde de “5. KEZ” tekrarlamış ve Hz. Mehdi’nin tüm dünya
Müslümanlarının liderliğin üstlenecek “üstün vasıflı BİR İNSAN” olduğunu
yeniden vurgulamıştır.
TA
AHİR ZAMANDA, HAYATIN GENİŞ DAİRESİNDE (dünya çapında) ASIL SAHİPLERİ, YANİ
MEHDİ VE ŞAKİRTLERİ (talebeleri) CENAB-I HAKK’IN İZNİYLE GELİR , O DAİREYİ
GENİŞLETİR ve O TOHUMLAR SÜMBÜLLENİR. BİZLER DE KABRİMİZDE SEYREDİP ALLAH’A
ŞÜKREDERİZ. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 138)
Bediüzzaman,
Hz. Mehdi'nin ahir zamanda ortaya çıkacağını haber vermektedir. Bediüzzaman, Hz.
Mehdi ve talebelerini Risale-i Nur'un asıl sahipleri olarak nitelendirmekte,
Risale-i Nur'un başlattığı hizmeti bu mübarek şahsın tamamlayacağını
müjdelemektedir:
ASIL
SAHİPLERİ, YANİ HZ. MEHDİ
VE
ŞAKİRTLERİ (TALEBELERİ):
Bediüzzaman
Said Nursi burada ahir zamanda gelecek ve Kuran ahlakını tüm dünyada hakim
kılacak olan Hz. Mehdi’den, Bediüzzaman’ın attığı tohumların “ASIL
SAHİPLERİ” olarak bahsetmektedir. Bu açıklamalarına göre, Bediüzzaman Kuran
ahlakının dünya hakimiyetinin tohumlarını atan bir müceddid, Hz. Mehdi ise bu
hakimiyetin asıl sahibi olacaktır. Hz. İsa ile birlikte İslam ahlakını dünya
çapında hakim kılacak olan ahir zaman topluluğunun lideri Allah’ın izniyle Hz.
Mehdi olacaktır. Dolayısıyla Bediüzzaman Hz. Mehdi ve onun talebeleri için
burada kullandığı “ASIL SAHİPLERİ” ifadesiyle Hz. Mehdi'nin ve
talebelerinin dünya çapında yerine getireceği görevlerin asıl sahibinin kendisi
olmadığını açıklamış ve böylece kendisinin Hz. Mehdi olmadığını da ifade
etmiştir.
Bediüzzaman'ın
bu sözlerinde vurguladığı bir başka önemli nokta ise, Hz. Mehdi ve onun şahsı
manevisini oluşturan talebelerinin iki ayrı kavram olduğudur. Bediüzzaman
“Hz. Mehdi VE şakirtleri” derken burada kullandığı “VE” kelimesiyle bu
duruma açıklık getirmektedir. Bu ikisi birbirinden ayrıdır ve ancak ikisinin
biraraya gelmesinden Hz. Mehdi’nin şahsı manevisi oluşmaktadır. Ama bu şahsı
manevinin oluşabilmesi için başta mutlaka Hz. Mehdi bir şahıs olarak
bulunacaktır. Bediüzzaman da burada “HZ. MEHDİ VE ŞAKİRTLERİ” sözleriyle
bu gerçeği dile getirmekte ve Hz. Mehdi'nin manevi bir şahıs olarak değil,
talebelerinin başında ayrı bir şahsiyet olarak var olacağını ifade
etmektedir.
CENAB-I
HAKK’IN İZNİYLE GELİR:
Bediüzzaman
bu sözünde “Cenab-ı Hakk’ın izniyle GELİR” diyerek öncelikle Hz.
Mehdi'nin ahir zamanda gelecek bir şahıs olduğunu bir kez daha hatırlatmıştır.
Çünkü bilindiği gibi “GELME” fiili manevi bir şahsın
gerçekleştirebileceği bir olay değildir. “GELME” fiili burada açıkça bir
insanın gelişini müjdelemek için kullanılmış bir fiildir. Eğer Bediüzzaman Hz.
Mehdi'nin bir şahsı manevi olduğunu belirtmek isteseydi, kuşkusuz ki böyle bir
kelime kullanmaz, Hz. Mehdi'nin gelişinden bahsetmezdi.
Bunun
yanı sıra Bediüzzaman burada kullandığı “GELİR” sözüyle, Hz. Mehdi’nin o
dönemde henüz gelmediğini belirtmekte ve ileride geleceğini ifade etmektedir.
Dikkat edilirse Bediüzzaman "geldi" veya "gelmiş" dememektedir, “İLERİDE
GELECEĞİNİ” ifade etmek için "Ta ahir zamanda gelir" diyerek, Hz.
Mehdi'nin kendisinden ilerideki bir vakitteki gelişinin zamanını da
belirtmiştir.
BİZLER
DE KABRİMİZDEN
SEYREDİP
ALLAH’A ŞÜKREDERİZ:
Bediüzzaman,
“BİZLER DE KABRİMİZDEN SEYREDİP” sözleriyle, ektiği iman tohumlarının
sümbülleneceği yani Hz. Mehdi'nin Kuran ahlakını tüm dünyaya hakim kılacağı
dönemde, kendisinin vefat etmiş olacağını belirtmiştir. Bediüzzaman bu sözüyle
bir kez daha kendisinin Hz. Mehdi olmadığını, onun gelip görevine başladığı
dönemde kendisinin hayatta olmayacağını hatırlatarak ifade
etmiştir.
Hem
bu ÜÇ VEZAİF (görevin) BİRDEN BİR ŞAHISTA YAHUT CEMAATTE BU ZAMANDA BULUNMASI VE
MÜKEMMEL OLMASI VE BİRBİRİNİ CERHETMEMESİ (birbirine engel olmaması, zarar
vermemesi) PEK UZAK, ADETA KABİL (mümkün) GÖRÜLMÜYOR. Ahir zamanda, AL-İ
BEYT-İ NEBEVİ'NİN (A.S.M.) CEMAAT-İ NURANİYESİNİ (Peygamberimiz (sav)'in soyunun
nurani cemaatini) TEMSİL EDEN HAZRET-İ MEHDİ'DE VE CEMAATİNDEKİ
ŞAHS-I MANEVİDE ANCAK İÇTİMA EDEBİLİR (bir araya gelebilir, toplanabilir)
(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 156)
Bediüzzaman
bu sözünde, Hz. Mehdi'nin üç görevi olduğunu belirtmekte, bu üç görevin birarada
yerine getirilmesinin Hz. Mehdi'nin en önemli alametlerinden biri olduğuna
dikkat çekmektedir. Bediüzzaman kendi yaşadığı dönemde bu üç görevin birden
yerine getirilemediğini, bunu ancak Hz. Mehdi'nin gerçekleştirebileceğini
söylemektedir:
Bediüzzaman,
eserlerinde birçok kez Hz. Mehdi'nin hadislerde bildirildiği üzere
“seyyid” yani “Peygamberimiz (sav)'in soyundan gelen bir kimse”
olacağını, “kendisinin ise seyyid olmadığını” belirtmiştir. Bediüzzaman
bu sözünde de bu konuya bir kez daha açıklık getirmekte, “AL-İ BEYT’İ
NEBEVİNİN CEMAAT-İ NURANİYESİNİ TEMSİL EDEN” sözleriyle Hz. Mehdi'nin
Peygamberimiz (sav)'in mübarek soyundan olacağına dikkat çekmektedir.
Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin bu önemli alametlerinden birini hatırlatarak
kendisinin Hz. Mehdi olmadığını ifade etmektedir.
HZ.
MEHDİ VE CEMAATİNDEKİ ŞAHS-I MANEVİDE:
Bediüzzaman
burada çok önemli bir gerçeği açıklamaktadır. Bu söz, Hz. Mehdi'nin manevi bir
kişi değil, bir şahıs olacağını göstermektedir. Zira Bediüzzaman, “Hz. Mehdi
VE cemaatindeki şahsı manevide” söyleriyle Hz. Mehdi'nin şahsından ve onun
şahsı manevisini oluşturan cemaatinden ayrı kavramlar olarak bahsetmektedir.
Aradaki “VE” kelimesi, "Hz. Mehdi'nin ve cemaatinin iki farklı varlık
olduğunu” ifade etmektedir. Hz. Mehdi'nin kutlu şahsıyla birlikte, bir de
onun şahsı manevisini oluşturan bir cemaati olacaktır. Hz. Mehdi'nin şahsı
olmadan, böyle bir şahsı maneviden söz etmek mümkün değildir. Bediüzzaman da bu
gerçeği ifade etmekte ve Hz. Mehdi'nin bir şahıs olacağını
müjdelemektedir.
Çok
zaman evvel bir ehl-i velayetten (veli şahıstan) işittim ki; o zat, eski
velilerin gaybi işaretlerinden istihrac etmiş (manasını ortaya çıkarmış) ve
kanaati gelmiş ki: ‘Şark tarafından bir nur zuhur edecek (ortaya çıkacak),
bidatlar zulümatını (dine sonradan girmiş hurafeleri) dağıtacak BEN BÖYLE BİR
NURUN ZUHURUNA (ortaya çıkışını) ÇOK İNTİZAR ETTİM (gözledim) VE EDİYORUM.
FAKAT ÇİÇEKLER BAHARDA GELİR. ÖYLE İSE O KUDSİ ÇİÇEKLERE ZEMİN HAZIR ETMEK LAZIM
GELİR. VE ANLADIK Kİ, BU HİZMETİMİZLE O NURANİ ZATLARA (nurlu
şahıslara) ZEMİN İZHAR EDİYORUZ (hazırlıyoruz). (Sikke-i Tasdik-i
Gaybi, s. 189)
Bediüzzaman,
Hz. Mehdi ve yardımcılarını “baharda gelecek kudsi çiçekler” olarak
nitelendirmiş, kendisinin ise, “yaptığı hizmetlerle bu mübarek şahsa zemin
hazırlayan bir öncü” olduğunu belirtmiştir:
BEN
BÖYLE BİR NURUN ZUHURUNA (ORTAYA ÇIKIŞINI)
ÇOK
İNTİZAR ETTİM (GÖZLEDİM) VE EDİYORUM:
Bediüzzaman,
“BİR NUR” olarak ifade ettiği ahir zamanda gelecek olan Hz. Mehdi'nin
ortaya çıkışını çok gözlediğini ve hala da gözlemekte olduğunu ifade etmektedir.
Bediüzzaman bu sözleriyle çok açık bir şekilde kendisinin Hz. Mehdi olmadığını
ve kendisinin de bu mübarek şahsın çıkışını büyük bir heyecanla gözlediğini
belirtmektedir. Yalnız Bediüzzaman değil, sahabeler döneminden itibaren
milyonlarca samimi Müslüman, İslam alimleri, mezhep imamları, müçtehidler Hz.
Mehdi ve beraberindeki müminlere karşı derin bir sevgi beslemişlerdir. 1400
yıldır bu mübarek zatı sevgi ve saygıyla anmışlardır. Ona ve cemaatine dua
etmişler, onlar için Allah’tan yardım dilemişlerdir. Hz. Mehdi ve cemaati gelmiş
geçmiş tüm Müslümanların ortak dostudur. Tüm inananlar için şevk ve heyecan
vesilesidir. Bediüzzaman da sözlerinde bu bakış açısını dile getirmekte,
kendisinin de büyük bir heyecan ve sevgiyle Hz. Mehdi'nin gelişini beklediğini
ifade etmektedir. Bediüzzaman, burada kullandığı “ÇOK İNTİZAR ETTİM VE
EDİYORUM” yani “ÇOK GÖZLEDİM VE GÖZLÜYORUM” sözleriyle bu durumu dile
getirmiş, ancak hayatta olduğu süre içerisinde bu kutlu şahsın çıkışının
gerçekleşmediğini bildirmiştir.
VE
ANLADIK Kİ BU HİZMETİMİZLE
O
NURANİ ZATLARA (NURLU ŞAHISLARA)
ZEMİN
İZHAR EDİYORUZ (HAZIRLIYORUZ):
Bediüzzaman
"ANLADIK Kİ" sözleriyle, kendisinin Hz. Mehdi olmadığı, ancak yaptığı
hizmetlerle bu mübarek kişiye zemin hazırlamakta olduğu konusundaki kanaatini
dile getirmektedir. “ANLADIK Kİ” ifadesi, Bediüzzaman'ın kalbine gelen
gerçeği ve Bediüzzaman'ın bu gerçeğe net ve samimi olarak inandığını
göstermektedir. Bediüzzaman bu kelimeyle, tevazu gereği böyle bir söz
söylemediğini, delilleriyle açıkça ortada olan bu konuda kesin kanaatini ifade
ettiğini ortaya koymaktadır.
Bediüzzaman
bu sözünde "HİZMETİMİZLE" diyerek çoğul bir ifade kullanmıştır. Demek ki
Bediüzzaman bu hizmette tek başına değildir; kendisine yardımcı olan Nur cemaati
de vardır. Bediüzzaman "hizmetimizle" derken tüm Nur talebelerini de bu hizmete
dahil etmektedir.
Ayrıca
Bediüzzaman burada “O NURANİ ZATLARA” sözleriyle, Hz. Mehdi ve
talebelerinin “BİRER ŞAHIS” olduklarını yeniden vurgulamaktadır. Bu,
Bediüzzaman’ın Hz. Mehdi'den bahsederken “7 KEZ” kullandığı “O”
zamiridir. “ZAT” kelimesini ise Bediüzzaman broşürün başından bu yana Hz.
Mehdi için “6 KEZ” kullanmıştır. Bediüzzaman'ın her iki kelimeyi de bu
kadar çok tekrarlamış olması, Hz. Mehdi'nin “BİR ŞAHIS” olduğu konusunda
çok kesin deliller oluşturmakta ve manevi bir kişilik olmadığını açıkça ortaya
koymaktadır.
İstikbal-i
dünyeviyede (dünyanın geleceğinde) 1400 sene sonra gelecek bir
hakikati asırlarında karib (yakın) zannetmişler. (Sözler,
318)
Bediüzzaman
bu sözüyle, bazı şahısların Hz. Mehdi'nin geçmişte geldiğini düşünerek
yanıldıklarını belirtmiş ve Hz. Mehdi'nin geliş zamanı hakkında bilgi
vermiştir:
İSTİKBAL-İ
DÜNYEVİDE (DÜNYANIN
GELECEĞİNDE)
1400 SENE SONRA:
Bediüzzaman
bu sözleriyle İslam tarihinde pek çok kişinin Hz. Mehdi'nin kendi dönemlerinde
geleceğini düşünerek yanıldıklarını belirtmiş ve Hz. Mehdi'nin, Peygamberimiz
(sav)'den “1400 SENE SONRA” geleceğini hatırlatmıştır. Bu çok önemli bir
bilgidir. Bediüzzaman burada ne 1373, ne 1378 ne 1398 ne de başka bir tarih
vermemiş tam olarak 1400 yıl sonrasından bahsetmiştir. Bu tarih Miladi 1980
yılına denk gelmektedir. Hicri 13. yüzyılın müceddidi olarak Hicri 14. yüzyıla
kadar müceddidlik görevini yerine getiren Bediüzzaman, Hicri 1379 yani Miladi
olarak 1960 yılında vefat etmiştir. Dolayısıyla Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin gelişi
için kendi yaşadığı dönemden çok ileriki bir tarihi belirtmektedir. Bediüzzaman
bu açıklamasıyla, açık ve kesin bir tarih vererek kendisinin Hz. Mehdi
olmadığını ifade etmekte, Hz. Mehdi'nin kendi vefatından yaklaşık 20 sene kadar
sonra geleceğini müjdelemektedir.