ALLAH
İÇİN YAŞAMAK
De ki:
“Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim,
hayatım
ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah’ındır.”
(Enam
Suresi, 162)
HARUN YAHYA
Bu kitapta kullanılan ayetler, Ali
Bulaç’ın hazırladığı “Kur’an-ı Kerim ve
Türkçe Anlamı” isimli mealden
alınmıştır.
Dördüncü
Baskı: Mart 2000
Beşinci
Baskı: Temmuz 2001
Altıncı
Baskı: Ağustos 2001
Yedinci
Baskı: Aralık 2002
Sekizinci
Baskı: Ağustos 2005
Dokuzuncu
Baskı: Ekim 2005
Onuncu
Baskı: Şubat 2006
Onbirinci
Baskı: Ağustos 2006
Onikinci
Baskı: Ekim 2007
ARAŞTIRMA
YAYINCILIK
Talatpaşa Mah. Emirgazi Caddesi
İbrahim Elmas İş Merkezi
A Blok Kat 4 Okmeydanı - İstanbul
Tel: (0 212) 222 00 88
Baskı: Entegre Matbaacılık
Sanayi Cad. No: 17 Yenibosna-İstanbul
Tel: (0 212) 451 70 70
www.harunyahya.org
- www.harunyahya.net
İÇİNDEKİLER
MÜSLÜMANIN
HAYATININ AMACI: ALLAH RIZASI
Allah Rızası için Ciddi Bir Çaba
Nefsini Tanımak
Şirkten Kaçınmak
ALLAH
RIZASININ EN ÇOĞUNU ARAMAK
Allah Rızasının Anahtarı: Vicdan
Allah için Sevmek
Mümin Özellikleri
Müminlere Yapılan Baskılar
CAHİLİYE
TOPLUMUNDA HAYAT
Cahiliye Toplumunda İnsan Değerlendirmenin Ölçüsü
Maddi Değerlere Aşırı Önem Verenler
Cahiliye Toplumunda Ahlak
Sonsuza Kadar Yaşama İsteği
Cahiliye Toplumundaki Din Anlayışı
ALLAH'TAN
BAŞKA İLAHLAR EDİNENLERİN
EBEDİ
MEKANI: CEHENNEM
YALNIZCA
ALLAH'IN RIZASINI ARAYANLARIN
EBEDİ
MEKANI: CENNET
DARWINİZM'İN
ÇÖKÜŞÜ
OKUYUCUYA
• Bu kitapta ve diğer çalışmalarımızda evrim teorisinin çöküşüne özel bir
yer ayrılmasının nedeni, bu teorinin her türlü din aleyhtarı felsefenin
temelini oluşturmasıdır. Yaratılışı ve dolayısıyla Allah'ın varlığını inkar
eden Darwinizm, 140 yıldır pek çok insanın imanını kaybetmesine ya da kuşkuya
düşmesine neden olmuştur. Dolayısıyla bu teorinin bir aldatmaca olduğunu gözler
önüne sermek çok önemli bir imani görevdir. Bu önemli hizmetin tüm
insanlarımıza ulaştırılabilmesi ise zorunludur. Kimi okuyucularımız belki tek
bir kitabımızı okuma imkanı bulabilir. Bu nedenle her kitabımızda bu konuya
özet de olsa bir bölüm ayrılması uygun görülmüştür.
• Belirtilmesi gereken bir diğer husus, bu kitapların içeriği ile
ilgilidir. Yazarın tüm kitaplarında imani konular, Kuran ayetleri doğrultusunda
anlatılmakta, insanlar Allah'ın ayetlerini öğrenmeye ve yaşamaya davet
edilmektedir. Allah'ın ayetleri ile ilgili tüm konular, okuyanın aklında hiçbir
şüphe veya soru işareti bırakmayacak şekilde açıklanmaktadır.
• Bu anlatım sırasında kullanılan samimi, sade ve akıcı üslup ise
kitapların yediden yetmişe herkes tarafından rahatça anlaşılmasını
sağlamaktadır. Bu etkili ve yalın anlatım sayesinde, kitaplar "bir solukta
okunan kitaplar" deyimine tam olarak uymaktadır. Dini reddetme konusunda
kesin bir tavır sergileyen insanlar dahi, bu kitaplarda anlatılan gerçeklerden
etkilenmekte ve anlatılanların doğruluğunu inkar edememektedirler.
• Bu kitap ve yazarın diğer eserleri, okuyucular tarafından bizzat
okunabileceği gibi, karşılıklı bir sohbet ortamı şeklinde de okunabilir. Bu
kitaplardan istifade etmek isteyen bir grup okuyucunun kitapları birarada
okumaları, konuyla ilgili kendi tefekkür ve tecrübelerini de birbirlerine
aktarmaları açısından yararlı olacaktır.
• Bunun yanında, sadece Allah rızası için yazılmış olan bu kitapların
tanınmasına ve okunmasına katkıda bulunmak da büyük bir hizmet olacaktır. Çünkü
yazarın tüm kitaplarında ispat ve ikna edici yön son derece güçlüdür. Bu
sebeple dini anlatmak isteyenler için en etkili yöntem, bu kitapların diğer
insanlar tarafından da okunmasının teşvik edilmesidir.
• Kitapların arkasına yazarın diğer eserlerinin tanıtımlarının eklenmesinin
ise önemli sebepleri vardır. Bu sayede kitabı eline alan kişi, yukarıda söz
ettiğimiz özellikleri taşıyan ve okumaktan hoşlandığını umduğumuz bu kitapla
aynı vasıflara sahip daha birçok eser olduğunu görecektir. İmani ve siyasi
konularda yararlanabileceği zengin bir kaynak birikiminin bulunduğuna şahit
olacaktır.
• Bu eserlerde, diğer bazı eserlerde görülen, yazarın şahsi kanaatlerine,
şüpheli kaynaklara dayalı izahlara, mukaddesata karşı gereken adaba ve saygıya
dikkat etmeyen üsluplara, burkuntu veren ümitsiz, şüpheci ve ye'se sürükleyen
anlatımlara rastlayamazsınız.
YAZAR
ve ESERLERİ HAKKINDA
Harun Yahya müstear ismini kullanan yazar Adnan Oktar, 1956 yılında
Ankara'da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara'da tamamladı. Daha sonra
İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde ve İstanbul
Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde öğrenim gördü. 1980'li yıllardan bu yana,
imani, bilimsel ve siyasi konularda pek çok eser hazırladı. Bunların yanı sıra,
yazarın evrimcilerin sahtekarlıklarını, iddialarının geçersizliğini ve
Darwinizm'in kanlı ideolojilerle olan karanlık bağlantılarını ortaya koyan çok
önemli eserleri bulunmaktadır.
Harun Yahya'nın eserleri yaklaşık 30.000 resmin yer aldığı toplam 45.000
sayfalık bir külliyattır ve bu külliyat 57 farklı dile çevrilmiştir.
Yazarın müstear ismi, inkarcı düşünceye karşı mücadele eden iki peygamberin
hatıralarına hürmeten, isimlerini yad etmek için Harun ve Yahya isimlerinden
oluşturulmuştur. Yazar tarafından kitapların kapağında Resulullah'ın mührünün
kullanılmış olmasının sembolik anlamı ise, kitapların içeriği ile ilgilidir. Bu
mühür, Kuran-ı Kerim'in Allah'ın son kitabı ve son sözü, Peygamberimiz (sav)'in
de hatem-ül enbiya olmasını remzetmektedir. Yazar da, yayınladığı tüm
çalışmalarında, Kuran'ı ve Resulullah'ın sünnetini kendine rehber edinmiştir.
Bu suretle, inkarcı düşünce sistemlerinin tüm temel iddialarını tek tek
çürütmeyi ve dine karşı yöneltilen itirazları tam olarak susturacak "son
söz"ü söylemeyi hedeflemektedir. Çok büyük bir hikmet ve kemal sahibi olan
Resulullah'ın mührü, bu son sözü söyleme niyetinin bir duası olarak
kullanılmıştır.
Yazarın tüm çalışmalarındaki ortak hedef, Kuran'ın tebliğini dünyaya
ulaştırmak, böylelikle insanları Allah'ın varlığı, birliği ve ahiret gibi temel
imani konular üzerinde düşünmeye sevk etmek ve inkarcı sistemlerin çürük
temellerini ve sapkın uygulamalarını gözler önüne sermektir.
Nitekim Harun Yahya'nın eserleri Hindistan'dan Amerika'ya, İngiltere'den
Endonezya'ya, Polonya'dan Bosna Hersek'e, İspanya'dan Brezilya'ya, Malezya'dan
İtalya'ya, Fransa'dan Bulgaristan'a ve Rusya'ya kadar dünyanın daha pek çok
ülkesinde beğeniyle okunmaktadır. İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca,
İspanyolca, Portekizce, Urduca, Arapça, Arnavutça, Rusça, Boşnakça, Uygurca,
Endonezyaca, Malayca, Bengoli, Sırpça, Bulgarca, Çince, Kishwahili (Tanzanya'da
kullanılıyor), Hausa (Afrika'da yaygın olarak kullanılıyor), Dhivelhi
(Mauritus'ta kullanılıyor), Danimarkaca ve İsveçce gibi pek çok dile çevrilen
eserler, yurtdışında geniş bir okuyucu kitlesi tarafından takip edilmektedir.
Dünyanın dört bir yanında olağanüstü takdir toplayan bu eserler pek çok
insanın iman etmesine, pek çoğunun da imanında derinleşmesine vesile
olmaktadır. Kitapları okuyan, inceleyen her kişi, bu eserlerdeki hikmetli,
özlü, kolay anlaşılır ve samimi üslubun, akılcı ve ilmi yaklaşımın farkına
varmaktadır. Bu eserler süratli etki etme, kesin netice verme, itiraz
edilemezlik, çürütülemezlik özellikleri taşımaktadır. Bu eserleri okuyan ve
üzerinde ciddi biçimde düşünen insanların, artık materyalist felsefeyi, ateizmi
ve diğer sapkın görüş ve felsefelerin hiçbirini samimi olarak savunabilmeleri
mümkün değildir. Bundan sonra savunsalar da ancak duygusal bir inatla
savunacaklardır, çünkü fikri dayanakları çürütülmüştür. Çağımızdaki tüm inkarcı
akımlar, Harun Yahya Külliyatı karşısında fikren mağlup olmuşlardır.
Kuşkusuz bu özellikler, Kuran'ın hikmet ve anlatım çarpıcılığından
kaynaklanmaktadır. Yazarın kendisi bu eserlerden dolayı bir övünme içinde
değildir, yalnızca Allah'ın hidayetine vesile olmaya niyet etmiştir. Ayrıca bu
eserlerin basımında ve yayınlanmasında herhangi bir maddi kazanç hedeflenmemektedir.
Bu gerçekler göz önünde bulundurulduğunda, insanların görmediklerini görmelerini
sağlayan, hidayetlerine vesile olan bu eserlerin okunmasını teşvik etmenin de,
çok önemli bir hizmet olduğu ortaya çıkmaktadır.
Bu değerli eserleri tanıtmak yerine, insanların zihinlerini bulandıran,
fikri karmaşa meydana getiren, kuşku ve tereddütleri dağıtmada, imanı
kurtarmada güçlü ve keskin bir etkisi olmadığı genel tecrübe ile sabit olan
kitapları yaymak ise, emek ve zaman kaybına neden olacaktır. İmanı kurtarma
amacından ziyade, yazarının edebi gücünü vurgulamaya yönelik eserlerde bu etkinin
elde edilemeyeceği açıktır. Bu konuda kuşkusu olanlar varsa, Harun Yahya'nın
eserlerinin tek amacının dinsizliği çürütmek ve Kuran ahlakını yaymak olduğunu,
bu hizmetteki etki, başarı ve samimiyetin açıkça görüldüğünü okuyucuların genel
kanaatinden anlayabilirler.
Bilinmelidir ki, dünya üzerindeki zulüm ve karmaşaların, Müslümanların
çektikleri eziyetlerin temel sebebi dinsizliğin fikri hakimiyetidir. Bunlardan
kurtulmanın yolu ise, dinsizliğin fikren mağlup edilmesi, iman hakikatlerinin
ortaya konması ve Kuran ahlakının, insanların kavrayıp yaşayabilecekleri
şekilde anlatılmasıdır. Dünyanın günden güne daha fazla içine çekilmek
istendiği zulüm, fesat ve kargaşa ortamı dikkate alındığında bu hizmetin elden
geldiğince hızlı ve etkili bir biçimde yapılması gerektiği açıktır. Aksi halde
çok geç kalınabilir.
Bu
önemli hizmette öncü rolü üstlenmiş olan Harun Yahya Külliyatı, Allah'ın
izniyle, 21. yüzyılda dünya insanlarını Kuran'da tarif edilen huzur ve barışa,
doğruluk ve adalete, güzellik ve mutluluğa taşımaya bir vesile olacaktır.
YARATILIŞ GERÇEĞİ
Balinalar ve yunuslar, "deniz memelileri"
olarak bilinen canlı grubunu oluştururlar. Bu canlılar memeli sınıfına
dahildir, çünkü aynen karadaki memeli canlılar gibi doğurur, emzirir, akciğerle
nefes alır ve vücutlarını ısıtırlar. Ancak bu canlıların vücut yapıları diğer
memelilerden oldukça farklıdır. Deniz memelileri tamamen suda yaşamak için
yaratılmış özel vücut sistemlerine sahiptirler.
www.yaratilis.com
Her mevsimde ayrı özelliklerde meyvelerin bulunması büyük
bir nimettir. Kışın insanların en fazla vitamine ihtiyaçları oldukları dönemde,
mandalina, portakal ve greyfurt gibi C vitamini yönünden zengin meyvelerin
olması; yazın da insanların susuzluğunu gidererek ferahlamalarını sağlayan
kiraz, kavun, karpuz, şeftali gibi bol sulu meyvelerin çıkması Allah'ın
insanlara bir lütfu ve nimetidir.
İnsan, giysisini, saatini ya da oturduğu koltuğu bir süre
sonra hissetmemeye başlar. Çünkü insan derisindeki alıcılar belirli bir süre
sonra beyne, cilde temas eden madde ile ilgili sinyalleri göndermeyi durdurur
ve cilt bu maddeye karşı alışkanlık kazanır. Allah'ın insan için büyük bir
nimet olarak yarattığı, bu "alışma" mekanizması olmasaydı giyinmek
gibi sıradan bir olay bile büyük bir sıkıntı haline gelirdi.
www.kuranmucizeleri.org
Uzun süre fillerin iletişim sistemlerini inceleyen bilim
adamları, fillerin insanların duyamadığı ses tonları olan infraseslerle
iletişim kurduklarını belirlemiştir. Çok güçlü ancak düşük frekanslı sesler
olan infrasesler, insanlar tarafından yalnızca özel kayıt cihazlarıyla
duyulabilir. Ancak filler bu özel sesler aracılığıyla uzun mesafeli bir çağrıyı
uygun hava koşullarında 10 km´lik mesafelere bile duyurabilmektedir.
www.hayvanlaralemi.net
Bir kurşun kalemin silgisi büyüklüğündeki bu küçük kuş,
vücudundaki kusursuz sistemlerle Allah'ın üstün yaratmasını bize tanıtan
canlılardandır. Sinekkuşu göçmen kuşların en küçüğüdür. Ağırlığı 3 gr olan bu
olağanüstü göçmen yılda 6.000 km'den fazla yol kat eder. Yola çıkmadan önce
ağırlığını iki katına çıkarır (6 gram). Bu enerji rezervi ona Meksika
Körfezi'ni hiç duraklamadan geçme imkanı verir. Saatte 40 km hızla 900 km yol
kat eder.
Geyikler ortamın güvensiz olduğunu anladıklarında ön
ayaklarından birini yere vurarak diğer geyiklere tehlikeyi haber verirler. Eğer
tehlikenin yakında olduğunu anlarlarsa hem ön ayaklarından birini yere vururlar
hem de kuyruklarını dikleştirerek sarkaç gibi sallamaya başlarlar. Narin
yapısıyla yırtıcı hayvanlara kolayca yem olabilecek bu sevimli canlılar, ancak birlikte
hareket ederek korunabilmektedir.
www.detaysanati.net
Aynı türdeki bitkiler dünyanın neresine giderseniz gidin
aynı özelliklere sahiptirler. Karpuz her yerde karpuzdur, rengi, lezzeti,
kokusu hep aynıdır. Gül, çilek, karanfil, çınar kısacası tüm bitkiler aynı
türde hep aynı özelliklere sahiptir. Yapraklar dünyanın her yerinde fotosentez
yaparlar. Benzersiz taşıma sistemleri tüm bitkilerde vardır. Bu mekanizmaların,
evrimcilerin iddia ettikleri gibi, tesadüfen oluşması imkansızdır. Bitkileri yaratan
Yüce Allah’tır.
İnsan beyninde yaklaşık 0.5 gr. ağırlığında, bezelye
tanesi büyüklüğünde bir et parçası olan "Hipofiz bezi", yeryüzünün en
kompleks, en hatasız ve en hayati idarecisi olarak yaratılmıştır. Hipofiz bezi
sonsuz ilim sahibi Yüce Allah'ın kontrolü ile sayısız hormona görevler dağıtır,
hiçbir aksama olmadan her birini denetler. Bu sayede aynı anda başımızı ve
kollarımızı hareket ettirir, duyar, görür, gülümser, konuşur ve dokunuruz.
Küçük bir yaprağın gerçekleştirdiği “fotosentez” işlemi, insan
dahil tüm canlıların yeryüzünde yaşamlarını sürdürebilmesinin başlıca
sebeplerinden biridir. Bir yaprağın sadece 1 milimetre karesinde 500 bin adet
klorofil bulunur. Klorofilin içindeki karmaşık işlemin hızı saniyenin on
milyonda biri kadardır. Üstelik bu işlem her klorofil molekülünde ayrı ayrı
gerçekleşmektedir.
www.hayatinkokeni.com
Yaklaşık
300 milyon yıldır varlıklarını devam ettiren deniz kestaneleri, bu zaman
zarfında hiçbir değişikliğe uğramamışlar, herhangi bir evrimsel süreçten
geçmemişlerdir. Resimdeki fosil 150 milyon yıllıktır. Deniz kestanelerinin
yumuşak bedenleri, üzerlerindeki dikenler tarafından düşmanlara karşı korunur.
Hareketli olan bu dikenler, bazı türlerde zehirlidir ve kimi zaman uzunlukları
30 cm'yi bulmaktadır.
Dönem: Mezozoik zaman, Jura
dönemi
Yaş: 150 milyon yıl
Bölge: Madagaskar
Bitkiler, son derece kompleks yapılara sahiptir ve bu
yapıların -evrimcilerin iddia ettikleri gibi- sözde rastlantısal etkilerle
ortaya çıkması da, birbirlerine dönüşmesi de mümkün değildir. Fosil kayıtları
farklı bitki sınıflamalarının yeryüzünde bir anda ve kendilerine özgü
yapılarıyla ortaya çıktıklarını ve geçmişlerinde evrimsel bir süreç
bulunmadığını göstermektedir.
www.evrimcilerinitiraflari.com
Dönem: Paleozoik zaman,
Karbonifer dönemi
Yaş: 320 milyon yıl
Bölge: Lancashire, İngiltere
Fosil
kayıtlarının en belirgin özelliklerinden biri, canlıların bu kayıtlarda
gözlemlendikleri jeolojik dönemler boyunca değişime uğramamalarıdır. Diğer bir
deyişle, bir canlı türü, fosil kayıtlarında ilk olarak nasıl belirdiyse, bu tür
yok olana kadar veya günümüze gelene kadar on milyonlarca, hatta yüz
milyonlarca yıl boyunca hiçbir değişim göstermemekte, aynı yapıyı korumaktadır.
Bu, canlıların hiçbir evrime uğramadıklarının açık bir delilidir.
Dönem: Senozoik
zaman, Eosen dönemi
Yaş: 50 milyon
yıl
Bölge: Polonya
Eucnemidae familyasına dahil olan bu böcekler, genellikle kahverengi veya siyah
renkli olup, daha çok ormanlık alanlarda yaşarlar. Fosiller, yalancı klik
böceklerinin hep yalancı klik böceği olarak var olduklarını, başka bir canlıdan
türemediklerini, herhangi bir değişime uğramadıklarını göstermektedir. Aradan
geçen on milyonlarca yıla rağmen hiç değişmeyen yalancı klik böcekleri,
Darwinistlerin iddialarını yalanlamaktadır.
Dönem: Senozoik zaman, Eosen
dönemi
Yaş: 45 milyon yıl
Bölge: Rusya
Çoğunlukla
Kuzey Amerika'da yaşayan çamur balıkları, kel turnalar takımına dahildir ve
milyonlarca yıldır aynı kalan canlılardan biridir. Söz konusu balıkların çok
sayıda fosili elde edilmiştir. Bu fosiller, çamur balıklarının sahip oldukları
tüm özelliklerle bir anda belirdiklerini ve on milyonlarca yıldır hiçbir
değişikliğe uğramadıklarını göstermektedir.
Dönem: Senozoik zaman, Eosen
dönemi
Yaş: 54 - 37 milyon yıl
Bölge: Messel Shales Oluşumu,
Almanya
Darwinistlerin iddialarını yalanlayan canlılardan biri
olan yürüyen çalı böcekleri, uzun ince bir bedene sahiptirler. Yapıları,
görünümleri ve özellikleri on milyonlarca yıldır hiç değişmemiştir. 45 milyon
yıldır aynı kalan bu böcekler, canlıların küçük değişiklikler geçirerek
geliştikleri iddiasında olan evrimin geçersizliğini gözler önüne koymaktadır.
www.evrimefsanesi.com
Dönem: Senozoik zaman, Eosen
dönemi
Yaş: 45 milyon yıl
Bölge: Rusya
Fosil
kayıtlarının böceklerin kökeni konusunda ortaya koyduğu bilgiler, canlıları
Allah'ın yarattığı gerçeğini bir kez daha doğrulamaktadır. Fransız zoolog Paul
Pierre Grassé de evrim teorisinin böceklerin kökenini açıklamaktan aciz
olduğunu şöyle itiraf etmektedir:
"Böceklerin kökeni
konusunda tam bir karanlık içindeyiz." (Pierre-P Grassé, Evolution of Living
Organisms, New York: Academic Press, 1977, s. 30)
www.bbcyanilgilari.com
Dönem: Senozoik zaman, Eosen
dönemi
Yaş: 50 milyon yıl
Bölge: Polonya
45 milyon yıl önce amber içinde kalarak bugüne kadar
gelmiş olan bu yaban arısı türü, parazit olarak yaşayan bir canlıdır. Günümüzde
tanımlanmış yaklaşık 12.000 türü vardır ve hatta dünya geneline yayılmış olarak
40.000-50.000 türünün yaşadığı tahmin edilmektedir. Bu yaban arıları yumurta
bırakmak için diğer böcek türlerini seçer ve bunları felç ederler.
www.darwinistneleridusunmez.com
Dönem: Senozoik zaman, Eosen
dönemi
Yaş: 45 milyon yıl
Bölge: Rusya
Bu ıstakoz
fosili 100 milyon yıllıktır ve bugünkü ıstakozlarla aynı vücut yapısına
sahiptir. Bazı ıstakoz türlerinin göç davranışları oldukça dikkat çekicidir. Bu
göç sırasında oldukça dikkat çekici görüntüler meydana gelir. Her ıstakoz kendi
önündekine dokunacak şekilde pozisyon alır ve yaklaşık elli-altmış ıstakoz
biraraya gelerek bir konvoy oluştururlar. Bu şekilde okyanus tabanında birkaç
gün ve gece yürürler.
Dönem: Mezozoik zaman,
Kretase dönemi
Yaş: 100 milyon yıl
Bölge: Lübnan
Yaprak biti, bitkilerle
beslenen ve Aphidoidea alt familyasına dahil olan bir böcek türüdür. Bilinen
yaklaşık 4000 tür yaprak biti vardır ve bunlar 10 familyada toplanırlar. Bugüne
kadar tespit edilmiş en eski yaprak biti türleri Karbonifer döneminde (354 -
290 milyon yıl) yaşamıştır. Ve aradan geçen 300 milyon yıldan daha uzun süreye
rağmen en küçük bir değişikliğe uğramamıştır.
www.evrimaldatmacasi.com
Dönem: Senozoik
zaman, Eosen dönemi
Yaş: 50 milyon
yıl
Bölge: Polonya
Baş
kısmının öne doğru uzamasıyla dikkat çeken bu kınkanatlı böcek türü 45 milyon
yıldır amber içinde muhafaza edilmiştir. Böceğin günümüzdeki örneği ile amber
içindeki fosili karşılaştırıldığında milyonlarca yıldır hiçbir değişiklik
göstermediği açıkça anlaşılmaktadır. Bu da evrim teorisinin zaman içinde küçük
değişikliklerle türlerin yeni türlere dönüşmesi iddiasının hiçbir
geçerliliğinin olmadığını açıkça göstermektedir.
Dönem: Senozoik
zaman, Eosen dönemi
Yaş: 45 milyon
yıl
Bölge: Rusya
Eğer bir canlı milyonlarca
yıl boyunca hiç değişmeden yapısını muhafaza ediyorsa, günümüzde sahip olduğu
tüm özelliklere eksiksiz olarak yüz milyonlarca yıl önce de sahipse, bu canlının
evrim geçirdiğini söylemek asla mümkün değildir. Günümüzde yaşayan eğrelti
otlarından hiçbir farkı olmayan resimdeki 320 milyon yıllık eğrelti otu fosili,
canlıların evrim geçirmediğini gösteren ispatlardan biridir.
www.evrimefsanesi.com
Dönem: Paleozoik
zaman, Karbonifer dönemi
Yaş: 320 milyon
yıl
Bölge:
Lancashire, İngiltere
ALLAH
İÇİN YAŞAMAK
MÜSLÜMANIN HAYATININ AMACI:
ALLAH RIZASI
Allah, rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına
ulaştırır ve onları Kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru
yola yöneltip-iletir. (Maide Suresi, 16)
Müslümanlarla
diğer insanlar arasındaki fark nedir? Bu soruya Müslüman olmayanlardan farklı
cevaplar gelebilir. Onlar, Müslümanlarla aralarında kültürel ve ahlaki bazı
ayrılıklar olduğunu söyleyebilirler. Müslümanların "dünya görüşü"nün
farklı olduğunu, onların bazı "değer"lere inandıklarını, kendilerinin
ise bu "değer"leri kabul etmediklerini öne sürebilirler.
Müslümanların kendilerinden fikri yönde farklılıklar taşıdıklarını
belirtebilirler.
Ama
aslında bu söyledikleri, yalnızca temel bir farklılığın sonuçları olarak ortaya
çıkmıştır ve yalnızca gözle görülür bazı farklılıklardır. Onlar, Müslümanların
gerçekte kendilerinden ne yönde farklı olduklarını çoğunlukla anlayamazlar.
(Zaten bu farkı anlamamış oldukları için Müslüman değillerdir.) Müslüman,
Allah'ın, dinine bağlananlara verdiği bir isimdir. Kuran'da tarif edilen
Müslümanları diğer insanlardan ayıran temel fark, bu insanların Allah'ın sonsuz
kudretinin farkında olmalarıdır. Allah'ın sonsuz kudretinin farkında olmak ise,
yalnızca, bir Yaratıcı'nın var olduğunu tasdik etmek demek değildir. Allah
Kuran'da bu gerçeğe şöyle dikkat çekmektedir:
De ki:
"Göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere
malik olan kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve
işleri evirip-çeviren kimdir?" Onlar: "Allah" diyeceklerdir.
Öyleyse de ki: "Peki siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız? İşte bu,
sizin gerçek Rabbiniz olan Allah'tır. Öyleyse haktan sonra sapıklıktan başka ne
var? Peki, nasıl hala çevriliyorsunuz?" (Yunus Suresi, 31-32)
Ayette
soru sorulan kişi, Allah'ın varlığını tasdik eden ve O'nun sıfatlarını kabul
eden, ama tüm bunlara rağmen, "Allah'tan korkup-sakınma" özelliğinden
yoksun olan ve Allah'tan yüz çevirmiş biridir. (Zaten şeytan da Allah'ın
varlığını tasdik etmiyor değildir.)
Allah'ın
büyüklüğünü kavramak bunu sözle tasdik etmekten ibaret değildir. Müslümanlar
Allah'ın varlığının ve büyüklüğünün farkına varan, O'ndan
"korkup-sakınan" ve hayatlarını farkına vardıkları bu büyük gerçeğe
göre düzenleyen insanlardır. Diğerleri ise, ya Allah'ı inkar edenler, ya da
Allah'ın varlığını üstteki ayette tarif edilen kişininkine benzer bir tarzda
tasdik etmesine rağmen Allah'tan "korkup-sakınmayanlar"dır.
Bu özellikteki
insanların yaşamları, kendilerini yaratmış olan Allah'ın farkında olmadan
geçirilen yaşamlardır. Bunlar hayatlarının, kim tarafından, nasıl ve neden
başlatıldığını göz ardı ederler. Kendi zihinlerinde, Allah'a ve O'nun dinine
yer olmayan yeni bir hayat kurmaya çalışırlar. Kuran'da ise, böyle bir yaşamın
boş ve çürük bir temele dayandığını, yıkımla bitmeye mahkum olduğunu Rabbimiz
şu hikmetli benzetmeyle anlatır:
Binasının
temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa
binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de
cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet
vermez. (Tevbe Suresi, 109)
Allah'ın
ayette de haber verdiği gibi, Kuran'da tarif edilen şekilde bir imana sahip
olmayanların yaşamları, "yıkılacak yar"ların kenarlarına kuruludur.
Onların hayattaki tek amaçları "bu dünya"da mutluluğu ve rahatlığı
elde etmektir. Bu insanların kimi, kendine "zengin olmak" gibi bir hedef
belirler. Bu hedefine ulaşmak için elinden geleni yapacak, tüm fiziki ve
beyinsel gücünü zengin olmak için kullanacaktır. Kimisi de hayattaki amacını
"itibar sahibi ve ünlü bir insan olmak" olarak saptar. Bunu elde
etmek için de elinden gelen her şeyi yapar. Her türlü zorluğa katlanır, çeşitli
fedakarlıklarda bulunur. Ama bunların hepsi, ölümle birlikte yok olacak olan,
yalnızca dünya hayatına hedeflerdir. Hatta birçoğu henüz hayattayken de
kaybedilebilir.
Oysa
mümin, Allah'ın varlığının ve gücünün farkındadır. Allah'ın onu niçin yarattığını
ve ondan neler istediğini bilir. Bu nedenle de dünyadaki asıl amacı Allah'ın
razı olduğu bir kul olmak için çalışmaktır. Kendisini amacına ulaştıracak her
yolu dener, bunun için ciddi bir çaba gösterir. Bu sayede -diğer insanlar için
kesin bir yıkımdan başka bir şey olamayan- ölümün de sırrını çözer: Ölüm bir
yokoluş değil, asıl hayata geçiş aşamasıdır.
Müslüman
olmayanlar, hayatlarının tesadüfen ve "kendi kendine" oluştuğunu
sandıkları gibi, hayatlarını bitiren ölümün de "kendi kendine" oluşan
bir "kaza" olduğunu düşünürler. Oysa hayatı yaratan da ölümü yaratan
da Allah'tır. Bir tesadüf ya da kaza olmayan ölüm, Allah'ın özel olarak
yarattığı, zamanı ve yeri belirlenmiş bir olaydır.
İşte
mümin de, Allah'ın her şeye hakim olduğunu bilen ve ölümün bir son değil, asıl
hayata (ahiret) geçiş aşaması olduğunu kavrayan insandır. Bu gerçeklerin
farkındayken de, elbette diğerleri gibi hayatını "yıkılacak bir yarın
kenarına" kurmaz. Hayatın, ölümün ve ölüm-sonrası gerçek hayatın asıl
sahibinin kim olduğunu ve kendisini kimin yarattığını bildiği için, Allah'a
yönelir. Paranın, makam ve mevkinin, fiziki güzelliğin Allah'ın yarattığı ve
yaratılmakta olan bu sistem içinde asıl kurtuluş yolu olmadığını görür. Bunlar
ancak, Allah'ın koyduğu kurallar sayesinde kısa bir süre işleyecek olan
"sebep"lerdir. Allah'ın yaratmış olduğu sistemin anahtarı ise
Allah'ın rızasıdır. Çünkü Allah sadece rızasına uyanları doğru yola
iletecektir:
Allah,
rızasına uyanları bununla Kuran'la kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları Kendi
izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir.
(Maide Suresi, 16)
Müslüman,
Allah'ın rızasını aradığı için Müslümandır. İşte Müslümanı, diğerlerinden
ayıran en önemli fark buradadır. Müslümanlar, dini Allah'ın rızasını kazanmak
için izlenecek bir yol olarak görürken, birçokları için din, birtakım inançları
içeren kurallar bütünüdür ve hayatlarında önemli bir yeri yoktur.
Zaten
gerçek Müslümanlarla, Müslüman taklidi yapan ikiyüzlüler (münafıklar)
arasındaki ayrım da burada ortaya çıkar. Müslümanlar, dini Allah'ın rızasını
kazanmak için izlenecek bir yol olarak kabul ederken, münafıklar bunu kendi
çıkar ve isteklerini tatmin etmeye yarayacak bir araç olarak görürler.
Müslümanlar namazı "huşu" (Allah'a karşı saygı dolu bir korku) içinde
kılarken (Müminun Suresi, 1-2), münafıkların bunu insanlara
"gösteriş" olsun diye (Maun Suresi, 6) yapmaları da bundandır. Aynı
şekilde münafıklar, Allah yolunda yapılan harcamayı (infak) da gerçekte Allah
rızası için değil, yine insanlara gösteriş olsun diye yaparlar:
Ey iman
edenler, Allah'a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara karşı gösteriş olsun
diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz
kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan bir kayanın durumuna benzer;
üzerine sağnak bir yağmur düştü mü, onu çırılçıplak bırakıverir. Onlar
kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremez (elde edemez)ler. Allah, kafirler
topluluğuna hidayet vermez. (Bakara Suresi, 264)
Allah
Rızası İçin Ciddi Bir Çaba
İnsanlar
kendilerine tek hedef olarak belirledikleri dünya nimetlerini elde etmek için
çok büyük bir çaba gösterirler. Zengin olmak, statü kazanmak ya da başka
menfaatler için ellerinden gelen herşeyi yaparlar. Çok kısa süre içinde tümüyle
ellerinden gidecek olan "az bir değer" (Tevbe Suresi, 9) uğruna büyük
bir yarış içine girerler. Onlarınkinden çok daha büyük bir karşılığa, Allah'ın
rızasına ve cennetine talip olan mümin de bu hedefleri için ciddi bir çaba
gösterir. Allah, Kuran'da, müminin bu özelliğini şöyle tarif eder:
Kim çarçabuk
olanı (geçici dünya arzularını) isterse, orada istediğimiz kimseye dilediğimizi
çabuklaştırırız, sonra ona cehennemi (yurt) kılarız; ona, kınanmış ve kovulmuş
olarak gider. Kim de ahireti ister ve bir mümin olarak ciddi bir çaba
göstererek ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır. (İsra
Suresi, 18-19)
Mümin
Allah rızası ve ahiret için "ciddi bir çaba gösterek" çalışır. Malını
ve canını Allah için "satmıştır":
Hiç şüphesiz
Allah, müminlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını
ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve
öldürülürler; (bu,) Tevrat'ta, İncil'de ve Kuran'da O'nun üzerine gerçek olan
bir vaaddir. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız
bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk'
budur. (Tevbe Suresi, 111)
Allah'a
"malını ve canını satmış" olan bir insan, Allah rızası için
karşılaşacağı hiçbir zorluktan etkilenmeyecektir. Allah rızası dışında hiçbir
şeye yönelmeyecektir. Bedeni ve sahip olduğu mallar "onun" değildir
ki, bunlar konusunda kendi nefsinin bencil tutkularına uysun. Bedeninin ve
sahip olduğu herşeyin sahibi Allah'tır, tüm bunları O'nun istediği şekilde
kullanacaktır.
Bunların
yanı sıra göstereceği çabanın gerçekten ciddi olup olmadığı da denenecektir.
Allah yolunda hiçbir şeyden çekinmemelidir. Çünkü münafıklar da, eğer kendileri
için "yakın bir yarar" görürlerse, görünüşte Allah rızasına uygun bir
işe -Allah'ın rızasını değil de, bu "yakın yarar"ı elde edebilmek
için- girişebilirler:
Eğer yakın
bir yarar ve orta bir sefer olsaydı, onlar (münafıklar) mutlaka seni
izlerlerdi. Ama zorluk onlara uzak geldi. "Eğer güç yetirseydik muhakkak
seninle birlikte çıkardık." diye sana Allah adına yemin edecekler. Kendi
nefislerini helaka sürüklüyorlar. Allah onların gerçekten yalan söylediklerini
biliyor. (Tevbe Suresi, 42)
Dolayısıyla
mümin olmanın ölçüsü, Allah rızasına karşı içli bir istek duymak ve
gerektiğinde bu yolda fedakarlık göstermekten kaçınmamaktır. Müminler,
"katıksızca (ahiretteki asıl) yurdu düşünüp anan ihlas sahipleridirler.
(Sad Suresi, 46) Mümin, Allah'ın rızasının yanında başka çıkarlar gözetmez.
Allah'tan, rızasını, rahmetini ve cennetini umar, çünkü "Erkek olsun, kadın
olsun inanmış olarak kim salih bir amelde bulunursa, onlar cennete girecek ve
onlar, bir 'çekirdeğin sırtındaki tomurcuk kadar' bile haksızlığa
uğramayacaklardır." (Nisa Suresi, 124)
Görüldüğü
gibi Allah'ın Kuran'da tarif ettiği mümin modeli son derece açık ve nettir.
Allah'a ve ahirete "kesin bir bilgiyle" (Lokman Suresi, 4) iman edip,
sonra da Allah yolunda "ciddi bir çaba" gösterenlerin yurdudur
cennet. Allah'a ancak "bir ucundan ibadet" edip, Allah'ın rızasının
yanında kendi basit dünyevi çıkarlarını korumaya çalışanların durumunu ise,
Rabbimiz Kuran'da şöyle açıklamaktadır:
İnsanlardan
kimi, Allah'a bir ucundan ibadet eder, eğer kendisine bir hayır dokunursa,
bununla tatmin bulur ve eğer kendisine bir fitne isabet edecek olursa yüzü üstü
dönüverir. O, dünyayı kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu, apaçık bir kayıptır.
(Hac Suresi, 11)